Evden Çalışacağım çünkü benim hayatım çok kıymetli. Bu yazı bazılarının hoşuna gitmeyebilir. 😀
“Şu Corona illeti bitse de evlere dağılsak artık!” diyeceğim ama muhtemelen Corona bittiği an evlerden dışarı fırlayacağımız gerçeğini göz ardı edemiyorum. Bir kesim insan çalışmaya başladı. Ben de o kesimin içindeyim. Sabah evden çıkıp işe gidiyorum. İş yerindeki arkadaşlarımla ağzımızda maskelerimiz olsa da yakın temas içindeyim. Öyle yan yana çalışıp da yakın temasta bulunmama şansı yok ne yazık ki. Bence fazla fantezilere kapılmamakta fayda var. Allahtan iş yerine müşteri gelmiyor. Aklımızca kendi yağımızla kavrulmaya çalışıyoruz işte.

Ben bu Corona olayının işveren tarafındayım arkadaşlar! Baştan söyleyeyim. Madalyonun diğer tarafını çevirmemiz gerekiyor. Elbette herkes kendi tarafından düşünüyor. Herkes evde kalmak istiyor, hastalıktan korunmak istiyor ama aynı zamanda da maaşını tam olarak alıp hayatını aynı şekilde sürdürmek istiyor. Eee malum, ev kirası var, geçim masrafları var, çocukların okul parası var. Para hepimize lazım. Peki, üç aydır kapalı kalan işyerleri ne yapıyor bu arada? Kimse bana devletten para alıyor demesin.
Evden çalışmak ne kadar konforlu değil mi? Mesela ben! Para kaygılarımı düşünmezsem evde olduğum süre içinde pamuk gibi bir insandım. Canım isteyince sitede yürüyüş yaptım, çayımı yudumladım, kafamda boza pişiren müşteriler olmayınca kimseyle uğraşmadım. Kendime devamlı şunu söyledim: Bu günler geçecek, sabırlı ol, daha önce kazandığın paraları sen bu günler için kazandın. İdare edersin. Çalışanların maaşlarını tam öde, kimseyi strese sokma. Seni seyahatlere götüren, vakti zamanında çok çalışan iş yerin şimdi biraz dinlenecek. Bunu hak etti.
Herkes işe gidebilir ama ben evden çalışacağım.
Şimdilerde işe dönmek istiyor ama dönemiyoruz. İnsanlar evlerinden, evde alıştıkları düzenden, çocuklarıyla birlikte yedikleri öğle yemeklerinden vazgeçmek istemiyor. İşe gitmek için erken kalkmak, yola düşmek ve trafikte zaman geçirmek var. Üstelik insanlarla temas edecek, müşterilerin isteklerine kulak verecek ve sorunlarla uğraşacaklar. Neden işe dönsünler ki? Nasılsa evde daha konforlu bir iş hayatı yaşayıp maaşlarını da tam alıyorlar.
Peki soruyorum: İşletme kısmında çalışan ve her gün işe gelmek durumunda olan arkadaşlarımın yaşamları evde kalmak için ısrar eden, işverene surat asan ve memnuniyetsizliklerini her daim belli eden arkadaşlardan daha mı değersiz?
Evde kalmak konusunda ısrar eden nitelikli arkadaşlarımız evden nasıl olacak da stajyerleri yetiştirecek? Telapati ile mi? İşveren bu arkadaşlarla ömür boyu evden çalışsınlar diye mi anlaşma yapmış? Ya da işveren bu arkadaşların konforu bozulmasın diye kendi konforunu bozup bu arkadaşların görev yükünü üstlenmek zorunda mı?
Evet arkadaşlar! Dertliyim ve biraz kızgınım. Kim ne düşünürse düşünsün pek de umurumda değil.
Evden çalışmak konusunda ısrar eden arkadaşlarım da şunu bilmeli. Herkes kendi kararını verebilir, saygı duyarım. Ama işveren de iş yerinin koşullarına bakarak kendi kararını verir. İşine gelmiyorsa önce ücretsiz izne çıkarır, sonra da “işten çıkarılmama koşulu” son bulduğu gün işten çıkarmasını yapar. Sonuçta şov devam etmek zorundadır. Firmalar para kazanmadan ayakta kalamaz. Para kazanamazsa maaş da ödeyemez. Dünyanın her yerinde evden çalışmanın kuralları vardır. Kendi sigortanı kendin ödersin, iş başına göre paranı alırsın. Öyle ben evden çalışayım, hem de tüm maaşımı alayım diye bir şey olamaz.
Epsilon Yayınevi Çalışanları evden çalışmak istiyormuş.
Haberin linkini koyuyorum buraya. (Bu arada belirtmek isterim ki çalışanların olumsuz davranış gördüklerine dair anlattıklarına da zerre kadar inanmıyorum. Bir de karşı tarafı dinlemek lazım.)
Bu yazı sadece benim sıkıntılarım açısından da yazılmış bir yazı değil bu arada. En son Epsilon Yayınevi için twitter’da dönenlere kafam bozuldu. Sosyal medya üzerinden ahkam kesmekten daha kolay bir şey yok zira. İşveren yeni normalleşme ile birlikte işe dönün deyince olaylar patlıyor. Dönmem diyor çalışanlar, işveren de ücretsiz izin diyor. Ben şunu anlamakta zorlanıyorum: İnsanlar ne zaman yaptıkları hiçbir şeyin tek taraflı olarak kalmayacağını anlayacaklar. Satrançta da yaptığın her hamlenin karşılığında bir hamle olmaz mı? Karşılıklı anlayış göstermek gerekiyor. Bu Corona sadece belli bir kesime vurmadı. Herkese vurdu ve bunu düşünerek hareket etmekte fayda var.
Bu konudaki düşüncelerim bunlar arkadaşlar! Kendi iş yerimde evden çalışmakta ısrar edenlerle, işe gelmek zorunda olanların arasını yapmaya çalışmaktan, “Elbette senin hayatın da kıymetli, ama biliyorsun işte…” diye başlayan cümleler kurmaktan sıkıldım. Çünkü söylediklerim sadece yalandan ibaret. Belli birilerinin hayatı diğerlerinden daha değerli. Yedirebildiğin kadar elbette! Hayatsa herkesin hayatı kıymetli ve herkes de bunu anlamalı.
Madem evden çalışmak bu kadar verimli. Kimse online eğitime karşı çıkmasın, özel okullara verdikleri parayı da, “Ama online eğitim çok verimsiz.” diyerek geri istemeye kalkmasın.
Söyleyeceklerim bu kadar.
Biliyorum bu çok keyifsiz bir yazı oldu. Emin olun, daha güzel yazılarım da oldu. Belki bu yazıyı okuyup unutmak, daha güzel şeyler anımsamak istersiniz diye güzel günlerden birkaç yazı koyuyorum buraya da.
“Kahvenizi nasıl alırsınız?” yazımı okumak için BURAYA,
Paris’i anlatan bir kitaptan bahsettiğim mini yazım için BURAYA,
Beni motive eden şeyleri yazdığım yazımı okumak için de BURAYA lütfen. ( Ben de az sonra bu yazıyı tekrar okuyacağım.)

Ne taraftan baksak herkes zor durumda. Geçecek elbet ama daha uzun bir yol var önümüzde. Evden çalışma sektörden sektöre verimli mi verimsiz mi tartışılır. Evin durumu da önemli, çoluk çocuk, küçük evdelerde verimden söz etmek imkansız. Eşim mesela haftada 4 gün evden çalıştı (maaş da ona göre tabii) sonra firmadakilerle dönüşümlü olarak 2 gün firma, 2 gün evden devam etti. Son iki haftadır da tam zamanlı firmada çalışıyor. Tüm bu süreçte zorunlu izin de kullandı. Ekonominin dönmesi lazım, önlemleri alıp hayata devam etmekten başka çare yok. Temmuzun ilk haftası arabayla Toskana`ya gittik, airbnb evi kiraladık vs. Dağ tepe gezdik, şehirlerde de dolaştık. Turist yığınları olmadığından daha çok yerli ve yakın yerlerden gelenler vardı. Biz gezerken Instagram`daki arkadaşlarımdan en çok gelen soru “korkmuyor musun, nasıl cesaret ettiniz ya” türündendi. Yahu bu virüs bitmeyecek daha, aşı bulunacak, tüm dünyaya yetecek kadar üretilecek… 1 sene? 2 sene? Belli değil. Ekonominin canlanmasını istiyorsak, iş yerleri kapanmasın diyorsak hayata geri dönmemiz lazım. Burda tüketim vergisi %3 düşürüldü, insanlar alışveriş yapsın ekonomiye kan gelsin diye. Maaşı düşük olanların çocuk paraları artırıldı. Küçük esnafa destek, sağlık çalışanlarına ek maaş… Yine de beğenmeyen, yetersiz görenler var tabii.
Neyse Özlem`cim, konu can sıkıcı. Senin sıkıntıların da kısa zamanda geçer umarım. Sevgiler…
Özlemcim merhaba, İşveren değil çalışan ve birkaç haftadır da tam mesaili çalışma hayatına dönmüş biri olarak , ben de sana hak verenlerdenim. (Hak vermeyenler yazmamış galiba hep yorumlar senden yana) Benim çevremde de çalışan olup kuzen arkadaş “Ben hiçbir şekilde Corona bitmeden işe dönmek istemiyorum.” diyenler var. Bu nasıl bir psikolojidir anlayamıyorum taa başından beri. Sanal alışverişler yapmaya devam edeceksin, o kapına gelenlerin çalışma zorunluluğunu gönül rahatlığı ile kabul edip kendin için özel korumalar talep edeceksin. Benim vicdan çok mu fazla çalışıyor bilemiyorum ben bize haftada bir gün çalışarak evde kalma hakkı tanıdıkları haftalarda bile çok rahatsızlık duydum, bir kez bile internet üzerinden alışveriş yapmadım. Ben evde oturabilirken birilerinin bu kadar corona tehlikesi maruz bırakılmasına umursamaz kalamadım. Bu virüs zengin fakir tanımıyor dediler. Külliyen yalan. Eşitsizlikleri daha da gözümüze soktu virüs. Evinde kalıp sıkılma lüksüne sahip olanlar ve çalışmak, toplu taşıma araçlarını kullanmaya devam etmek zorunda kalanlar. Virüs haritasına baktığında da sözgelimi İstanbul’da yoğunlaştığı semtler bölgeler malum geçim derdi olan insanların yaşadığı yerler. Bu mudur eşitlikçi virüs? Çok haklısın sadece çalışanlar değil, kirayı personel giderlerini ertelenmeyen vergileri v.s düşünmek zorunda kalan işveren de aldı payını virüsten. Hükümet başkanının gülerek “Hadi yine şanslısın Rıfat” diye seslendiği büyükler tabi azade sıkıntılardan her zamanki gibi. Destek onlara düşük faizli krediler vergi indirimleri onlara, bindirim geri kalanlara…. . Eski normalimize dönmek dileğiyle diyeceğim ama biz hiç normal şeyler yaşamıyoruz ki nereye dönelim bilemedim. Kitaplara, sinemalara, tiyatrolara konserlere dönelim en azından..Sevgiyle kal….Aylin
Yeni normal elbette ortadoğuda fraklı olacak, kimin işine nasıl gelirse. ”Standart” kavramını bilmeyen milletler olarak Allah sonumuzu hayır etsin diyorum , kolaylıklar diliyorum Özlem.
Yazıyı çok beğendim ve çok da hak verdim Özlem. İyi ki yazmışsın. Evden çalışmayı sevenleri zaten anlamam mümkün değil. Giyinip süslenmek, dışarı çıkmak, yolda zaman geçirmek bile bir ihtiyaç yahu. Genelde herkes çok daha yoğun çalıştığından yakınıyor. Hele küçük çocukları olanların bu durumdan memnun olması mümkün değil. Bu dönemde bakıcıları mecburen her gün getiren insanlar vardı. Yani öyle herkes evde çoluk çocuk oturup kutu oyunu falan oynamıyordu. Bir çok evlilik ancak günün büyük kısmı ayrı geçirilirse yürüyor. Apartmanda kavga kıyamet. Benim 81 yaşındaki babam hala çalışıyor ve bugün işe gitti. Evhamlanmadık, gitme falan da demedik. Önümüzdeki günlerde de 1-2 gün de olsa gidecek ve bu ona iyi gelecek. Zaten her gün dışarıya çıkıyor, bunları yapmazsa da başka rahatsızlıkları olacak.Bu süreçte pek çok gencin tanıdığım yaşlılardan daha çok korktuğunu ve kendini daha çok eve kapattığını gördüm. Çok şaşırdığım durumlar oldu ve makale yazacak kadar malzeme çıkardım. Yeni nesillerin ne kadar canı tatlı, korkak ve pasif olduğunun ispatı bu bence. Tanıdığım pek çok yaşlı yasak. varken bile alışverişini kendi yapıyordu, mecburiyetten değil dışarıya çıkmak iyi geldiğinden. 50 yaşımın bana gösterdiği bir şey varsa o da evhamlı olanın sağlıklı olamayacağıdır. Bütün bunlar olurken kimse de adam gibi beslenmekten, bağışıklık sistemini güçlendirmekten, spordan bahsetmiyor. Gelsin börek, gitsin baklava, klasik alaturka Türk ailesi halleri
Bana gelince içinde ev geçen pek çok kavramdan nefret ederim. Ev gezmesi, ev işi, ev partisi, evde oturma. çalışmıyorum ama hep dışardayım. Bugün sabah doluya öğleden sonra şiddetli yağmura yakalanarak 2-3 saat dışarıda dolanabildim ama yetmedi. 3 aydan sonra artık anladım ki yarın öleceksin deseler evde oturmaya tahammülüm yok. Bu duruma alışmak, bununla yaşamak zorundayız. Mesafe çok önemli ama o da işte bu milletin doğasında yok
Işın,
Benim de içim şişti. Türk insanının hiçbir şeyden memnun olmama hali malum. Bir de konfor alanımız var millet olarak. Bitmiyor. Konforun sınırı yok. Dilediğin kadar genişletebilirsin o alanı. Eve git dersin gitmez, gidince gelmez. İşe gel dersin gelmez. Yemeği asla beğenmezler. Ulaşım her zaman başka bir sorun. Uzun yıllardır çalışıyorum ve çalışma kısmının hep işveren kısmındaydım. Ama bu yıllar boyunca ben de çok yoruldum. Kimse zannetmesin ki sadece bir taraf yıpranıyor. İki tarafın da ayrı ayrı dertleri ve avantajları var. Ama bu dönemde ben sadece emekçi kısım diye adlandıran çalışan kısımın zarar gördüğünü zannetmiyorum. Ben kendi açımdan ne sıkıntılar yaşadım, nasıl uykularım kaçtı biliyorum.
Beni anladığını bilmek de çok güzel. Umuyorum ben de şu iş sıkıntılarımı atlatıp yakın zamanda sahalara (kitapçılara, kafelere, Kadıköy’ün, Cadde’nin sokakları) dönerim.
Çok öpüyorum seni.
Özlem
Işın hanım, içinde ev geçen kelimelerden nefret ettim cümlenize o kadar katılıyorum ki..Aynı kafadayım, zaten sevmezdim şimdi hiç sevmiyorum.
Özlemcim çok sıkılmışsın ve haklısın. İşe gelmek zorunda olanlarla evden çalışmak isteyenler arasında kalmak zor. Farklı düşünenler de var aslında. Örneğin benim kardeşim ve birkaç arkadaşım işe dönmek istiyorlar. Evden çalışmanın daha zor, daha düzensiz olduğunu düşünüyorlar. Onları dinleyince mantıklı geliyor.
Bu süreçte kesintisiz çalışmak zorunda kalanlar da haklılar. Aslında emeklerinin karşılığını fazla fazla almalarını isterdim. Mesela market kasiyerleri. Tehlikeye açıktılar. Fakat mevcut ekonomik ortamda emeklerinin karşılığının biraz üstünde jest yapmak ne kadar mümkündür bilemiyorum. İşveren için de çok zor bir dönem.
Bir de ne yazık ki herkes işinden soğudu. Sevgi yitirmek anlamında değil bu. Araya mesafe girince enerji düştü, heves ve verim düştü. Tüm bunlar üzücü. Tuhaf zamanlar yaşıyoruz. Sen güçlü ve akıllı bir kadınsın. Atlatacağına inanıyorum. Seni seviyorum, kolaylıklar ve sabır diliyorum.
Sezer’cim,
Elbette ki evden çalışmanın verimsiz olduğunu düşünenler var. Öncelikle dürüst olduklarını belirteyim. Evden çalışma olayında üç aydır farkında olduğum tek şey, işyerindeki verimin yakınına bile yaklaşılamadığı. Elbette evden çalışmayı başaranlar olacaktır. Ama evden çalışıyorsan bunun tek bir şartı vardır: Parça başı para alırsın. Eğer bu koşullarda anlaşmışsan zaten bir sıkıntı olmaz. Ama sen verimli olmadığın halde verimli olduğunu iddia ediyor ve maaşının tümünü güle oynaya alıyorsan neden işe gelesin ki?
Anlatmak istediğim şey bu aslına bakılacak olursa. Eğer evden çalışma döneminden insanlar yarı maaş alsalardı koşa koşa işe gideceklerdi çünkü o zaman işe gitmek için gerçek bir sebepleri olacaktı.
Bunların hepsi can sıkıcı konular. Eskiden bazı konularda fikrimi belirtmezdim ama artık ne kadar dolduysam susamıyorum. Benim çalışanlardan gördüğüm şu. Kolonyayı, dezenfektanı, maskeyi işverenden bekliyorlar. Bunlar çok önemli kalemler değil ama insan çantasına bir kolonya bile taşımaz mı yahu? Nasıl bir yaklaşım bu? Velhasılı, zor zamanlar. Her iki taraf içinde. Kimileri çok umursuyor bu hastalığı, kimileri hiç takmıyor. Senin çok umursaman da ya da kendini korumak için önlemler alman da bir şeyi değiştirmiyor. Dış kapının koluna senden önce biri dokunmuşsa ve sen dokunmuşsan bu hastalığı kapıyorsun. Herkesin aynı kurallar çerçevesinde dikkat etmesi lazım ama senin dediğin gibi maske kullanımı konusunda bile karşıt hareket başlatanlar olsun. Umarım en kısa zamanda her şey düzelir, normal hayatımıza döner, tatilimize çıkar, gerilen kaslarımızın ve huzurumuzun sinirlerini alırız 🙂 Yoksa delireceğim.
:))) Final süperdi yalnız, dur bakayım hemen, ben de merak ettim şimdi şu motivasyon yazını 😉
Ahahah :=) Bir de okumuş, yorum yazmışsın. Ben daha okuyamadım. Ne yazmışım acaba? O değil de tam motive olacağım bir şey oluyor. Dün de en sevdiğim yazar gencecik ölmüş kanserden. Nasıl üzüldüm anlatamam.
Çok öperim seni.
Öyle ikircikli hallerdeyim ki, bir yanım çok erken açıldı her şey diyor, bir yanım ne zamana kadar hayat duracaktı diyor. Evden çalışma lüksü olanlar sadece kendi firmasında kendi başına çalışanlar olsa gerek. İşte kamu kurumları da açıldı, onca insan ortak ısıtma-soğutma sistemli devasa gökdelenlere yığıldılar yine. Oğlum 20. katta çalışıyor ve asansör kalabalık olduğunda 20 katı tırmanıyor. Endişeden gebersem de Allaha emanet demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Keşke kaynaklarını daha iyi kullanabilen bir ülke olaydık da herkese sosyal güvence ve bu dönemde geçinebilecekleri kadar para sağlayabileydik. Mecburen hayat açılacak, dünyanın her yerinde de açıldı zaten ama en azından mecbur olmayan insanımız biraz kendini tutsa, cafelere, plajlara, sokaklara yığılmasa. Şu süreçten ruh ve beden sağlığını koruyarak çıkmaktan başka dileğim yok tüm sevdiklerimle birlikte. Öpüyorum Özlemcim, dikkat et kendine…
Eee hastalığın gelişimine bakacak olursak erken açıldı. Ekonomi açısından bakacak olursak geç bile. İki haftadır işe gidiyorum, bir şeyler var. Ama tekstil sektöründe hiçbir şey yok. İki ay daha böyle giderse işten çıkarmalar başlar. İşte o zaman işler kötü olur. İyisi mi herkes Covid için gerekli önlemlerini alsın ve işimize gücümüze bakalım. Yoksa halimiz duman. 😀