Şöyle sesleniyorum kendime yattığım yerden: Hadi tembellik yapma, at kendini yataktan artık! Arkadaş, şu yataktan her sabah fişek gibi fırlayan bir insan olamadım ben yahu! Paris’ten dönerken çok soğuk bir havayı ardımızda bıraktık, şimdi evimin huzur veren sessizliği içinde pencereden sızan güneşe bakıyorum. Daha tam istediğim kıvama gelmedi hava ama gelecek biliyorum. Belki beni de…
Kategori Arşivleri: Kategorilendirilmemiş
Romain Gary’nin ”Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı” adlı kitabını bitirdim. Gary bu kitapta çocukluğundan başlayarak Fransa Ordusu’nda askeri bir pilot olana kadar geçen yaşamını anlatıyordu. Yaşamının tüm ayrıntılarını bir kenara bırakırsak, yazıya döktüğü yaşadıklarından geriye annesine verdiği söz kalıyordu. ”Bir büyükelçi olacaktı.” Romain Gary mi? Emile Ajar mı? Çoğumuzun bildiği gibi annesine verdiği bu sözü tuttu;…
Bazı yazarların yazım diline hayran olmamak mümkün mü? Kitaplığımda yıllar önce aldığım ve dokunmadığım yüzlerce kitap var. Evet, yüzlerce! Çünkü kitap almakla ilgili önlenemez bir arsızlığım söz konusu. Okumaya başladığım yıllar, ilkokul yıllarım. Okuma alışkanlığı edinmenin çok önemli olduğunu düşünen bir ilkokul öğretmenine sahibim. Keşke şimdi annemin evinde kim bilir nereye…
Ocak ayı kitap okumak açısından verimli bir ay olarak tarihteki yerini aldı. Senenin ilk ayına anlata anlata bitiremediğim kitaplarımla güzel bir giriş yapmıştım. Patrick Rothfuss‘un ilk kitabı “Rüzgarın Adı“nın peşinden, serinin ikinci kitabı “Bilge Adamın Korkusu” gelmişti. Müthiş kitaplardı. Şimdi hasretle üçüncü kitabı beklemekteyim. Bu kalınlıkta iki kitabı bitirdikten sonra kitapların kalınlığından olsa gerek, kollarıma…
Bugün neler yazmışım ben diye bakınırken bu yazıyı buldum. Yine bir yeni yıl arifesine denk gelen bir zaman dilimi. Kuzey’in sayesinde edindiğimiz dostlarımızla Viyana’ya gitmeye karar vermiştik. Blog yazılarını keyifle takip ettiğim Sevgili Itır bir yazısında Viyana’da kurulan Noel Pazarlarını anlatmıştı. Yazının şöyle bir başlığı vardı: Viyana’da Çakırkeyif Zamanlar. İşte ben bu cümlenin büyüsüne kapıldım. Belki başka bir…
Viyana’da bir de Cafe Sacher fırtınası esiyor. Hotel Sacher‘in kafesi olmakta kendisi. Diğer her kafede olduğu gibi burada da yer bulmak ciddi bir mesele haline geliyor. Çocuklarla beraber kalkıp Viyana’ya geldiğimiz için büyük bir utanç içindeyiz. Allah’tan I-pad denen illet sebebiyle oturduğumuz her yerde kafalarının teknolojiden kaldırmadan yaşıyorlar. Ne yazık ki bedenlerini görünmez…
Bu ağır tempoyla, yavaş yavaş yazmaya devam edersem benim Viyana gezi yazılarının sonu gelmez diye düşünüyorum. Muhtemelen sizlerde benimle aynı fikirde olmalısınız. Şehre geldik, Demel’de tatlı ziyafeti çektik, çocuklarla buz gibi sokaklarda gezdik, birkaç Yeni Yıl Marketi’nin etrafından dolandık, akşam Landmart’ta ilk şinitzelimizin tanına baktık. Farkındaysanız bu kısma kadar yeme odaklı bir seyahatin içindeyiz. Çocuklarla…
Demel’den çıktığımızda hava iyiden iyiye soğumuştu. Caddeler gecenin son kalabalık saatlerini yaşıyordu; sokak müzisyenlerinin etrafı müzik dinlemek isteyen insanlarla sarmalanmışlardı. Daha önceki deneyimlerimden de biliyorum, çocuklar sokakta performans gösteren sokak sanatçılarına bayılıyorlar. Geçen seneki Toskana gezimizde Kuzey, Firavun gibi giyinmiş birini her gördüğünde önünde dikilip kalıyordu. Çok şaşırmıştık çünkü bizim firavunun yaptığı hiçbir şey yoktu….






