Anlaşıldığı üzere Cafe de Flore ‘dayız. Kalem bu sefer Mr.S’in elinde…
”Söz uçar, yazı kalır.”

Ünlü düşünürlerin oturup felsefik tartışmalar yaptığı bu kafede etrafım birçok ülkeden gelen misafir tarafından sarılmışken düşünüyorum. Bu kafede oturan ve hemen hemen hiçbiri Fransız olmayan insanlar, artık burayı bir müzeye dünüştürmüş. Buraya gelip bir kahve içmek de turistler için vazgeçilmez olmuş.
Artık Paris’in neresine giderseniz gidin rastlayacağınız bu turist güruhu burayı da ele geçirmiş durumda. Paris’in belki her yerini göremezsiniz ama bir kafesinde oturup kahvenizi yudumlarken, Paris’in o güzel kokusunu içinize çektiğinizde işte o zaman Paris’i hissedersiniz.
En sevdiğim Paris kitapçısı için BURAYA
Pek sevgili Paris’imden haber almak için BURAYA
Paris’in gizli kalmış yerlerinde dolaşmak için BURAYA
Hemingway’in izinde bir Paris seyahati yapmak için BURAYA tıklayın lütfen.

Sevgili Özlem,
Biz de gitmiştik yıllar önce. Aslında o kadar güzel kafelere gittik ki hangisi hangisiydi şimdi hatırlayamıyorum. Benim hafıza balık hafızasıdır zaten ama Fatih hiç unutmaz gittiği yerleri. Cafe de Flore’un onca ünlü simalarından biri de Picasso’ymuş.. Ressam buraya geldiğinde hep aynı ritüel yaşanıyormuş. Garsonlar Jean ve Pascal koşarak Picasso’yu o vazgeçemediği trençkotundan kurtarıyorlar, kahvenin sahibi Mösyö Boubal onu selamlıyor ve hemen Gauloise’ını yakıyor. Picasso kasada duran uzun boylu, güleryüzlü sarışın Madam Boubal’le kibarca konuşuyor…Ne kadar güzel birşey yaşanmışlıkların mekanlarla birlikte muhafaza edilebilirliği. Sokak isminin değişmemesi kafenin aynı yerinde kalması..Ben İstanbul’a her gittiğimde İstiklale mutlaka uğrar İnci’den Profiterol yerdim. Bayılırdım oraya sadece Profiterolüne değil atmosferine de. Yerini taşıdılar istiklal de bozuldu artık gidemiyorum ne acı birşey…Aylin