Kategori Arşivleri: Kategorilendirilmemiş

Bir gezinin kısa anatomisi…

Uzun bir tatilin ardından evimize döndük. Aklımda bir dolu güzel anı… Şehrin her köşe başında denk geldiğim çiçekçiler…   Bir kahve içimi ya da gönlünüz dileğince oturabileceğiniz kafeler… Yoldan geçerken denk geldiğiniz bir duvar ilanında dikkatinizi çeken bir atölye afişi; zira seramik derslerinin Picasso’nun eski atölyesinde verildiği yazıyor. Bir pastaneden yayılan mis gibi hamur kokusu……

Key West’te güneşi Küba’ya uğurladım

Tatilin başını bir kenara bırakıp, ortasından içine daldığım bir güneş hikâyesini anlatayım iyisi mi gecenin bu saatinde. Güneşi hayatımı geçirdiğim bu kalabalık şehirden tanısam da, hayatın telaşı içinde çoğu zaman kafamı kaldırıp bakmayı unutsam da başka bir açıdan gördüm ben. Yine onun olduğu koca evrenin altındaydım. O, uzak bir köşede -batı diyorlar o yöne- gökyüzünü…

Biraz sihir diliyorum!

İlerleyen zamanla birlikte bu blogu yazmaya niye başladığımı unuttum. Zaman böyle bir şey işte, insana çoğu şeyi unutturuyor. İlk başlarda ne yazdığımın pek önemi yoktu; aklıma gelen şeyleri yazıyor, okuduğum bir kitabı anlatıyor, sevdiğim bir filmden bahsediyordum. Seyahat hayatta en sevdiğim şey olduğundan blogun içinde hak ettiği yeri buldu. Paris en sevdiğim yerdi ve sanırım…

Cuma günü sayıklaması…

Foto: Şuradan İnsan bazen birçok şeyi aynı anda yapmaya kalkıyor. Benim genel durumum bu! Çocukken de böyleydim ben. Folklora gitmek için anneme yalvarır, kendimi halk oyunlarının davullu zurnalı ritmine kaptırmışken, mandolin kursuna da yazılmaya kalkardım. Başladıktan bir müddet sonra yorulur, gitmek için ağladığım kurslar eziyet halini alır, bu sefer de gitmemek için ağlardım. Annem, ”maymun…

Yeni yıl herkese kutlu olsun!

Yeni yıla yeni bir defterle başladım.   Yılbaşı gecesini bizimle geçiren aile eşrafının bir kısmı gecenin sabaha yürüyen saatlerinde yanımızdan ayrıldı. Geri kalanları sağolsun evin büyüğü babaanne odalara serpiştirdi. Salondaki koltuklardan büyük olanına Kuzey’in kıymetlisi amcası serildi, diğerine Kuzey.  Kuzey’in suratında nasıl mutlu bir ifade! Ertesi sabah uzun süren bir kahvaltı masasına oturduk. Bildiğiniz onun…

BOLOGNA 5- 666 Porticoluk Yürüyüş

Bologna’da ertesi sabahımız yine keyifle başladı. Tatil demek, keyif demek! Dünkü kule tırmanışını unutmuş, şehrin birçok yerinde denk geldiğimiz ucuz pizzacılarda pizza dilimlerinin kalorilerinden çekinmeden yemiş içmiş, Saint Stefan Meydanı’nda kahve üstüne kahve içmiştim. Kaldığımız evin altındaki kitapçı Feltrinelli de benim için güzel bir sürprizdi. Akşam yorgun gezginleri apartmanın kapısında bırakıyor ve illa ki yapmam…

İki kitap ve birçok hayat!

Susan Sellers’ın yazdığı ”Vanessa ve Virginia” adlı kitapta Vanessa Virginia’ya şöyle diyor: Senin kullanacak büyülü kelimelerin vardı ve sen kendine onları aldın. Bana da resim yapmaktan başka çare kalmadı. Bugünlerde üst üste birbirine benzeyen iki kitap okudum. Birini bir gece eve geldiğimde gördüm. Fransızca kursuna başladığım ilk gündü. Selçuk akşam üzeri benimle Kadiköy’de buluşup, kurs…

BOLOGNA 4- Bologna’nın en güzel meydanı: Piazza Santa Stefano

Kuleden inip sokaklara döndüğümüzde çok sevinçliydim. Yeryüzüne gökyüzünden bakma olayı bana çok uymuyor. Bazı fobilerin olduğu yerde durmasından ve fazla eşelenmemesinden yanayım 🙂 Ayağımın yere basması ve yukarı çıkıp-inerken çok kalori harcamam sebebiyle herkesin çok övdüğü kulenin dibindeki dondurmacıya gidelim dedim. Teklifim herkes tarafından sevinçle karşılandı. Sanal ortamda herkesin dilinde dolaşan ricottalı dondurma gerçekten denildiği…