Etiket Arşivleri: Günlük Hikâyeler

Bildik bir kış günü…

     Bu sabah kalktığımda içimde her şeyi yapmaya yetecek kadar güç vardı. Gece geç saatte eve geldiğimizden ev ahalisi hâlâ derin uykudaydı. Ben de sesimi çıkarmadım. Hafta içi öyle erken kalkıyoruz ki hafta sonu isteyen dilediği kadar uyusun istiyorum. Aşağıdan gelen hafif tıkırtılardan anladığım kadarıyla kahvaltı sofrası çoktan hazırdı. Ben de her zamanki gibi…

Macera Kitabım’ın 2015 Dökümü!

Siz de benim gibi bir yılın daha sonuna geldiğimize inanamayanlardan mısınız? Yıllar böyle hayatımızdan akıp gidiyor işte.      Kendimi blog yazmak konusunda çok başarılı bulmasam da iyi kötü bir senenin hesabını tutuyorum bu sayfada. Hayatımla ilgili gezi ve kitap notlarımı düşüyorum. Çoğu zaman sevinçlerimi, zaman zaman da hayal kırıklıklarımı paylaşıyorum. Oradan çok mutlu bir…

Hayallerim, Aşkım ve Ben

Hani hiç bıktırmayacağımı bilsem size her gün Paris’ten bahsetmek isterim. İçime neden bu kadar dokunduğunu, canımın sıkıldığı her an neden orada olmak istediğimi, ruhumda yankılanan oraya aitmişim hissinin nereden geldiğini uzun uzun anlatmak.   Bu söylediklerimin bir anlamı var mı bilmiyorum ama hislerim bunlar. Evde hayaller kuruyoruz çoğu zaman.  Herkes kendine bir süper kahraman özelliği…

Hayvanları sevelim ama insanları da sevelim!

Cumartesi sabahının en güzel yanı sabah erkenden uyanıp Polonezköy’e gitmek oldu. Saat 6.45’de telefonun alarmı çaldı. Kuzey, ”Anne, beş dakika daha!” diye sızlandı. Bundan kuvvet alan koca, ”Ben sana Kuzey’e sor, o gitmek istemezse ben de gitmem.” demiştim dedi. Gerçek şu ki, bizim evin aksiyon almakta zorlanan kişisi Selçuk. ”Eee, gitmeyelim o zaman!” dedim. Ben…

Paris’te sonbahar

Sanki üzülecek başka bir şeyim kalmamış gibi hâlâ kaçıp giden o sonbahara üzülüp duruyorum. Tüm gelip gitmelerime rağmen şimdiye dek karşıma çıkan en güzel sonbahardı ve ben kıymetini bilemedim. Ne zaman geleceğini bilemeyen bir hastalığa teslim ettim tüm seyahatimi, sarı sonbaharı. Şehir, rüya gibiydi. Daha önce hiç görmediğim naif bir örtü almıştı omuzlarına. Hafiften bir…

Listesiz yaşayamam abi: Kasım ayında yapılacaklar…

Listeler yapmaya bayıldığımı bin defa falan söylemiştim buradan. Sanırım liste yapmak kadar liste yapmaktan hoşlandığımı söylemeyi de seviyorum. Yapacaklarımı gözden geçirip bunları listeler halinde önüme koyduğumda hayatım düzenli olacakmış ve listelediğim güzel şeylerin arasına hiçbir kötü ve istenmeyen şeyin göremeyeceğini düşünüyorum. Neyse ne artık!   Kasım ayı için yapacaklarımın arasında ilk olarak Hindistan yazılarını tamamlamak…

Ah sonbahar, yine geçtin habersiz…

Hayatın bizim evde nasıl geçtiğini anlatmak istedim biraz da. Hindistan yazılarını elbette yazmaya devam. Bu arada Tac Mahal’e kadar geldim, kapısında dikiliyorum sayılır. Yavaş yavaş yazılarda da yolculuğun sonuna gelmek üzereyim. Tac Mahal demek, Agra demek. Orayı görüp ”The Best Exotic Marigold Hotel” filminin geçtiği Jaipur’u görecek, en son da Delhi’ye gideceğiz. Böylece Hindistan seyahatimiz…

İtiraf Ediyorum: Jaume Cabre

Hayata bakışımızı değiştiren, yaşamı anlaşılır kimi zaman da katlanılabilir kılan yegane şeylerin başında geliyor kitaplar. Ne zaman başka dilde konuşulan bir şehrin kitapçılarında gezinsem dilimize çevrilmemiş nice kitap ve yazar olduğunu görüp, biraz hüzünlenirim. Sanki dilimize çoktan çevrilmiş onca kitabı, hadi biraz daha dürüst olayım kitapçılardan toplayıp eve getirdiğim kitapların tümünü okumuşum gibi. Bir hayata…