Etiket Arşivleri: Günlük Hikâyeler

Yine Julia Child’ın kollarına bıraktım kendimi!

Bahçedeki zeytin ağacı çiçeklendi. Elbet, bir zeytin ağacını ilk görüşüm değil; ama bahçedeki yerini aldığı günden beri her gün yanına gidiyorum. İnce dallarına ve solgun yapraklarına dokunmaktan çok, gövdesine sürüyorum elimi. Hemen hemen aynı yaşta olduğumuzu düşünüyorum. Bir zeytin ağacına göre çok genç, insanoğluna göre orta yaşı devirmek üzere. ” Sen benden daha gençsin!” diyorum….

”Toskana Güneşi”nin altında…

Yeni açılan alışveriş merkezi Akasya’daki D&R’ı çok beğendim. Yolumuz buraya düştükçe,-Kidzania sebebiyle sıklıkla düşüyor- D&R’a giriyor ve oğlum arkadaşlarıyla eğlenirken kitapçıda bol bol vakit geçiriyorum. Başka alışveriş merkezlerindeki zayıf kitap raflarına inat, burada aradığım birçok kitabı kolaylıkla bulabiliyorum.  Frances Mayes’in ”Toskana Güneşi” isimli kitabını ise kitapçıda ilk gören ne yazık ki ben olmadım. Hangi kitapları…

Masamın üstünde ne var?

Masamın üstünde ne var ya da masamın üstünde ne yok? Çalışma masam yeni! Daha önüne oturup gerçekten hakkını verecek kadar çalışamamış olsam da, yakın zamanda evimize geldiğinden beri onunla uzun saatler geçirmeyi hayal ediyorum. Hayallerim daha çok, artık çalışmayıp evimde oturup keyif çatabileceğim zamana gelip dayanıyor. Sen çalışmadan yapamazsın diyor etrafımdakiler! Bunun büyük bir yalan…

Mart ayında ne yaptım?

… demiş Virginia Woolf! Benim için de hayal kurmanın mevsimi geldi çattı. Nisan aylardan en güzeline gelmeden önceki aydır benim için! Bahar gelmek üzere ya, Mart’ın içimde yarattığı karamsar havayı unutmak üzereyim. Dışarıda her şey yüzünü güneşe dönmeye başladı. Tüm kış boyunca umutsuzca izlediğim kuru dallar, umutsuzluğuma inat yeşillenmeye başladılar. Önce inanamadığım tomurcuklar geldi yerleşti…

Şubat ayında ne oldu?

Mart’ın ayının ilk gününe geldik. Böylece 2014 yılının Şubar ayı tarih sayfalarındaki yerini aldı. Peki ben geçtiğimiz Şubat ayında ne yaptım? Ailece sanatsal etkinliklerimize elimizden geldiği kadar devam ediyoruz. Cats Müzikali geldi, gidiyor derken, gönlüm ayağımıza kadar gelmiş olan bu müzikali seyretmemeye razı gelmedi. Oğlanı da alarak, son gün öğleden sonra soluğu müzikalde aldık. Kuzey…

Tren garlarını neden sevdiğimi buldum sonunda!

  Bir gün ansızın bir kitabın sayfalarında daha önce hiç bulunmadığımı bildiğim bir tren istasyonunun adına denk geldim: Estación de Francia. Carlos Ruiz Zafon’un Cennet Mahkumu kitabında yaşayan az sayıdaki karakterlerden biriydi Fermin. Kitapta hayran olmamı gerektiren başka karakterleri bir çırpıda geride bırakmış, derbeder haline rağman gönlümde taht kurmuştu. İlk kitaptan beridir çok sevdiğim yaşlı…

Marquez hayatıma nasıl girdi?

  Selçuk’la tanıştığımız zaman o üniversitede öğrenciydi. Ben de üniversite sınavına hazırlanıyordum. Kuzeninle aynı apartmanda, yan yana dairelerde oturuyorlardı. O dairede oturuyor olması da bir sürü olasılığın bir araya gelmesinden oluşuyor. Güzel bir hikâye aslında; yeri gelirse bir gün burada onu da anlatırım. Selçuk’la -biz lise yıllarında buna çıkmak diyorduk- ilk çıktığımız gün Taksim’de kitap…

Altı dakika hayal kurdum!

Yeni yılın ilk gününden beri hayatıma giren ”altı dakika”lar var. Verilen kelime ne olursa olsun, altı dakika içinde aklıma ne gelirse yazmaktan ibaret yapacağım şey! Kendime altı dakika verdim şimdi de! Telefonumun saati altı dakikaya ayarlandı bile! Hayatta iki şeyden tüm hayatım boyunca keyif aldım: kitap ve seyahat! Keşke diyorum, hayatımı hep gezerek ve kitaplar…