Etiket Arşivleri: Günlük Hikâyeler

Hayatın içinden notlar…

Cumartesi akşamının rehaveti içindeyim. Hafta sonu da olsa, günün keyfi akşamın bu saatlerinde geliyor benim yanıma. Şimdi böyle keyifle yazıyorum ya, bu yazdıklarım ancak 12 saat sonra düşecek beni izleyenlerin sayfasına. Blogumu güncellediğimden beri böyle bir sıkıntım var. Bu durum da benim keyfimi çokça kaçırıyor. Sanki istediklerimi istediğim an paylaşamıyormuşum gibi hissediyorum. Varsa bu konuyla…

Dünyanın diğer ucu neresi ki?

Kuzey’in elinde en sevdiğim kitap! Çocuklukta sürdüğüm rotaların peşine şimdi onun takılıyor olması zaman zaman çocukluğuma taşıyor beni. En güzel yolculuklardan biri olsa gerek çocukluk! Bazen geriye dönüp hayal etmeye çalışıyorum; serin yazlar kaplıyor etrafımı. Anneannemin bahçeye cepheden bakan kocaman balkonu, balkonun içine arsızca uzanmaktan utanmayan erik ağacı, halıyla kaplı serin zemin… Öğlen vakti olmuş,…

Kuzey!

Yazılmayı bekleyen onlarca yazı; hepsi kafamda… Ama bugün aklım Kuzey’de… Burası daha çok bir gezi günlüğü, ara ara Kuzey gelip oturuyor sayfalara… Olsun diyorum kendime. Kendine ayırdığın bir günlük burası. Ara ara başını enerjini verdiğin işinden, geceleri döktüğün günlüğünden ayırabilir, buraya da yazabilirsin. İşte öyle bir gün. Kuzey’in hayatında başka bir dönemin başladığı! Sabah sarı…

Ben ne zaman bu dünyaya geri döneceğim?

Sanırım her yeni günle beraber başka şeylere öfkelenmemden böyle içime kapanmam… Artık öfkeyi de bir kenara bıraktım ya; o da başka bir konu… Ne yazmaya değer, ne de anlatmaya… Artık umudumu kestim yaşadığım memleketin gidişinden, her gün birbirinin ardından yumurtlanan cümlelerden. Kadın denilen adem evladından sebeple konuşulacak ne kadar çok mevzu varmış meğerse; konuşulanların hepsini…

Ev hali!

Survivor reklam arasındayız. Reklam arası çok uzun olduğu için bizim evde reklam aralarında başka işler çevriliyor. Mesela Kuzey bu saatte hâlâ uyanık! An itibariyle hızlı hızlı banyosunu yapıyor. Zaten el kadar bebenin yapacağı banyodan ne olur ki? Tertemiz benim oğlum!  Ayağımın ağrıdığını bahane ederek, banyoda Kuzey’e eşlik etsin diye Selçuk’u görevlendirdim. Koca kişisi aldığı görevden…

Haberler!

Mutlu otuz sekiz! Son iki haftadır yerimde sabit bir şekilde oturuyorum. Yıllardır ayağımda yaşayıp, kendini her an bana hatırlatan ağrıdan sonunda kurtuldum. Artık hayatıma onsuz devam etmeyi öğreneceğim. Konuyla ilgili bir sıkıntım yok aslına bakılacak olursa. Onu özleyeceğimi pek düşünmüyorum. Hatta bir müddet sonra varlığını bile unutabilirim! Şimdilik sol ayağımda kesinin verdiği sızı ile günlerimi…

Hâlâ yaşıyorum ve ofisten ara ara bildirmeye çalışıyorum.

Nasıl bir tembellik sardı ki etrafımı ben gezdiğim yerleri yazamaz oldum. Bir de utanmadan yazının peşine ”beni izleyin” yazdım ya, utanıyorum kendimden. Ne çok gezdim üstelik ben bu sene başladığından beri, nerdeyse bana bile uçağa binmekten gına geldi diyeceğim ki, sevgili kocam duyar da bunalıma girer diye korktuğumdan sesimi çıkarmıyorum; zira kendisi şu an Hongkong Havaalanı’nda…

Hoşgeldin 2013, valla uzun zamandır seni bekliyordum!

Nasıl bir Aralık ayıydı bu Allah aşkına? Ben Aralık ayının sadece geldiğini farkettim. Sonra bir telaş, bir koşturmaca… Sene sonu telaşı… Sanki senenin sonunun geleceğini bilmezmişiz gibi, yapılacak onca işin yarın yaparız düşüncesiyle ertelenip, sonra birbiri ardına sağlı sollu kroşeler atmasıyla bu ayı bitiriverdim. Sonuç: Nakavt… Şimdi Ocak ayının ilk günlerinde kalan az miktarda işlerimi…