Bologna’yı yazıyorum, endişeye gerek yok. Taslaklarımda bir günüm daha var nerdeyse. Bugün Cuma olduğu için çok mutluyum. Mutluluktan ne yapacağımı şaşırdım. Dün akşam Fransızca kursuna gittim. St. Joseph’de benim kurs. Daha ilk kurdayım. İkinci kurun başlayış tarihiyle benim tatillerim çakışıyor. İlk kurdan anladığım şu: Her hafta düzenli olarak derlere gitmek zorundasın, gittiğim dersleri bile anlamazken…
Etiket Arşivleri: Günlük Hikâyeler
Nasıl oldu bilmiyorum. Tatil nedeniyle evde herkes bir köşeye yayılmış, sevdiği şeylerle uğraşıyordu. Ben keyifle okuyup bitirdiğim Mandarinler kitabında işaretlediğim yerleri bir deftere geçmekle meşguldüm. Kuzey ödevlerini bitirdiği için i-pad’le oynama iznini babasından kapmıştı, mutluydu. Selçuk görevliydi. Bir süredir cep telefonumdan nedensizce aktaramadığım fotoğraflarımı bilgisayara aktarma görevi verilmişti kendisine; bizzat benim tarafımdan! Haksızlık etmeyeyim. İsteyerek…
Liseye başladığım yıllardı; öyle hatırlıyorum. Tarihleri bir türlü kafamda tam anlamıyla oturması gereken yerlere oturtamıyorum. İnsanın hayatını gerçek anlamda şekillendirdiğine inandığım okul yıllarımla ilgili net tarihler koyamıyorum sayfamın sağ üst köşesine. Yuvarlak bir tabağın içinde liseden mezun olduğum yılın yaşında gülümsediğim bir tabağa kopyalanmış fotoğrafın altında okulun adı ve mezun olduğum yıl yazıyor: 1992-1993 Mezunları….
Kendimden hiç memnun değilim. Bu aralar böyle hissediyorum. Geziyorum, gittiğim yerlere yeniden gidiyorum, görmediğim yerlere doğru yola çıkıyorum. Uzun kısa demeden trenlere biniyorum. Adı ne olursa olsun hangi yolun üstünden, yanından, yamacından geçersem geçeyim gördüğüm yerleri aklıma ve ruhuma bir daha fırsatım olmaz diye kaydetmeye çalışıyorum. Bazen geleceğin unutturacaklarından korkup, bir kafede oturup içinde olduğum…
Baharları severim, her ikisini de! Mayıs ayı fazlaca özeldir bizim evde. Benim doğum günümle başlar, evdeki tüm ahalinin doğum günleriyle devam eder. Amma ve lakin, havada toprak kokusunun olduğu sonbaharın yeri de ayrıdır. Ağaçlardan dökülen yapraklara, renklerine, yavaş yavaş bu dünyadan çekip gitmelerine ve yeniden doğma çabalarına hayran kalırım. Hava en sevdiğim kıvamındadır. Ne…
Yaz güzel geçti. Uzun zamandır burada anlatıp durduğum Edinburgh gezisi anlattığım kadar uzun sürmedi. Bu güzel şehrin ardından Liverpool’a gittik. Beatles’ın şehrini çok sevdim. Sonra Manchester’da bir gün geçirdik. Sonraki gün Londra yolunda oğlanın gözünü boyamak için Oxford ve son olarak Londra! Bu saydıklarımın hepsi 7-8 gün süresinde oldu. Sonra evde tatilimize devam ettik. Ne…
Geçenlerde çiçek alışverişine çıktım. Elim kolum dolu eve geldim. Bu yaz etrafımın çiçeklerle dolu bir yaz olmasını umut ediyorum; sebebim bu! Çiçeklerin etrafında hangisini alsam diye dolaşırken bir çok çiçeğe elimi dokundurdum. Dokunmak olmazsa olmazım: Kitaplara dokunuyorum mesela, bulunduğu raftan çıkarmayacak olsam bile elimi kitapların sırtlarında gezdiriyorum. Sonra uzaktan gördüğüm ve daha önce hayalini kurduğum binalara,…
Güzel kitaplar okumak, neşeli filmler izlemek istediğim bir zamandan geçiyorum yine! Ne zamandır iş yerinden, masamdan kalkıp, canımın istediği yerlere gidemiyorum. Bir uçağa atlayıp ülke sınırını geçmek değil kastettiğim. Kadıköy’ün balık kokan sokaklarında yürümedim mesela nicedir, ya da kahveyle koyulaşan sohbetlerin sigara bulutu gibi dolaştığı kahvecilerin sokağına uğramadım. Aklıma ne zaman Kadıköy düşse, en son…







