18 Ocak 2016 Pazartesi

İstanbul'da kar yağınca Özlem ne hisseder?

     Evde her yağdığı için bayram yapan biri var. Okula gitmediği için mutlu.  Güzel bir okula gidiyor, çoğu şeyi eğlenerek öğreniyor, kendini ifade etmesine haddini aşmaması şartıyla izin veriliyor. Birçokları fikrime katılmayacaklarıdır ama benim için önemli bir konu haddini aşmamak. Kendini ifade etmek başka bir şey, çemkirmek, her b.ku bildiğini zannetmek ayrı! Kibar olamayacağım. Kuzey'in arkadaşı değilim! Olmaya da niyetim yok! 
     Neyse, bu başka bir konu. Diyeceğim şu ki okulu keyifli olsa da okul tatil olunca Kuzey havalara uçuyor. Çok normal! Hangimiz okulun tatil olmasından keyif almazdık ki? Üstelik her ne kadar okulların hepsi not odaklı olmadıklarını ısrarla söyleyip, velilere de not konusundan uzaklaşmalarını, bu konuyu çocuklar üzerinde baskı unsuru yapmamalarını tekrar ederlerken, iş not vermeye gelince havadan bir puan bile vermiyorlar. Vermesinler. Hiç de umurumda değil ama iyi yüzlü olmalarına gıcık olduğumu da söylemeden edemeyeceğim.


    Gelelim karla olan asıl meseleme. İstanbul'da yağan karı sevmiyorum. Pencerenin kenarında oturup karı seyretmek güzel de hangimiz oturup bu anın tadını çıkarabiliyoruz? Benim işe gitmem gerekiyor. Evde oturma şansına sahip insanlardan olmak, battaniyenin altında gevşeyip salebimi yudumlamak ve ''Ohhh be, hayat bu işte!'' demek istiyorum; lakin diyemiyorum. 
Kar yağdığı gün arabamı çıkaramıyorum. Çoktan arapsaçına dönmüş İstanbul trafiğine fazladan bir araba daha eklemek anlamsız geliyor. Uzun lafın kısası, kar yağınca arabasız kalıyorum. Oturduğum yerde toplu taşıma ile ulaşım mümkün olsa inanın arabanın sürücü koltuğuna hiç oturmam ama şimdilik bu ne yazık ki mümkün değil. Kartal metrosuna ulaşmam için bile yirmi dakika araba kullanmam gerekiyor. Toplu taşımamanın şehrin her tarafına yayıldığı şehirlere bayılıyorum.


     Kar yağdığında en çok içime oturan şeyse Kuzey'in evde olması oluyor. Şöyle diz dize oturmayı, yapış yapış olmayı, biraz gülüp biraz kavga etmeyi çekiyor canım. Çalışmayıp da çocuklarının yanında olan annelere diş biliyorum arkadaş! 
Bir de kitap okuma işi var. Dışarıda yağan kara karşı kitap okumak, yazın şezlong üstünde okunan kitaptan bile daha güzel. 

      Gençlerin sardığı bir de dizi var ayrıca: The Flash.
    Oğlumla birlikte koltuğu uzanıp aptal aptal bilgisayar ekranına kilitlenmek, üç-beş bölümü ard arda seyretmek istiyorum. Evet, evet istiyorum! İçim eriyor işte olduğum için. Şu kar hemen eriyip gitse de, benim de çilem bitse!

     İstanbul'da kar mı? 
     Bence hiç de iyi bir fikir değil bu!

4 yorum :

  1. Şu ilk cümle o kadar benim fikirlerim ki:) Orhun'la çok şey paylaşırız, çok sohbet ederiz, çok yakınızdır ama "Ben senin arkadaşın değilim" dediğim olmuştur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepimizin çocukları ne kıymetli değil mi? Elbette, öyle olması gerekir ama küçük prens ve prensesler yetiştirmek tuhaf geliyor bana. Bazen ben de bu konuda fazl sert mi davranıyorum Kuzey'e diye düşünüyorum ama karakterim böyle. Başka türlüsü de elimden gelmiyor. Sezer, benziyoruz sanırım birbirimize :)

      Sil
  2. Küçük prens ve prensesler yetiştirmemek ; galiba anahtar kelime bu Özlem'cim..Ama istemeden bu kötülüğü yapıyoruz çocuklarımıza, belki sevgiden belki de fazla korumacı olduğumuzdan. Sonuç ortada:Ufacık bir engelde tosluyorlar duvara...Yapmamaya özen göstermek gerek tabiii...bazen kendi çocuğumuz mutlu olsun diye başka bir çocuğun bile üzüntüsünü göz ardı edecek kadar müdahil oluyoruz;izin vermiyoruz onların baş etmelerine ..Ne büyük körlük aslında ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah, ne güzel anlatmışsın. Çok haklısın. Kendi hallerine bırakmak, yardım istediklerine yardımlarına koşmak en iyisi aslında. Annelik-babalık önemli bir iş kabul ediyorum ama bizim jenerasyon birza olayı abarttı gibi geliyor çoğu zaman. Hafta sonlarımın çocukları bir kurstan başka bir kursa taşımakla geçiyor. Oysa doğanın içinde olsalar daha çok şey öğrenirler. Sonunda onlar da biz de doğruyu bulacağız herhalde bir gün.

      Sil