3 Ocak 2016 Pazar

Paris: Bir şehrin ruhuna bürünmek

''Bir şehri delicesine sevmek!'' olabilir aşağıdaki yazının özeti.


Ne zaman Paris'a gitsem metrodan çıkar çıkmaz kafamı yukarı kaldırır gökyüzüne bakarım. Birbirine yapışık binalar, ferforje balkonlar, sokakları aydınlatan sarı-sıcak lambalar gözüme çarpar. Yan yana uzanan yüksek pencerelerin ardında ne hayatlar olduğunu düşünürüm.


Yukarıda fotoğrafta evdekilerle paylaştığım hayalimi görüyorsunuz. Paris'te bir evim olacaksa böyle olsun isterim. Bir binanın en üst katında olsun, önünde ince uzun bir balkon. Salonun tavanı şöyle helalinden üç metre olsa ne olur sanki? Akşamları yemekten sonra balkona çıksam, serin hava evin her yanına dolsa ve yatmadan önce şehre iyi geceler dilesem.


Montmartre'a doğru yürüdüğüm bir gün yukarıya çıkan merdivenlerde ara ara soluklansam ve her ne kadar burada anlatmaya çalışsam da başaramadığım o keyifli sorunun cevabını arasam: Sahi, ben neden bu şehri bu kadar seviyorum?


Hiç hesapta yokken karşımda bulduğum meydana şöyle bir soru yöneltsem: Sen de nereden çıktın şimdi? Peki, madem öyle istiyorsun bugün kitabımı burada okuyayım.


Meydanda dinlendikten sonra kentin kalabalığına karışsam. Mesela St. Germain'e doğru yürüsem. Cafe de Flore'un önünden geçip Simone de Beauvoir ve Sartre'ın adının verildiği küçük meydana ulaşsam, metro istasyonun yanında müziklerini yapan sokak sanatçılarına cebimdeki bozuklukları bıraksam. Ne güzel olur değil mi? Bir şehre insan ara ara gelse de aynı bildik görüntüye tanıklık etmekten güzel bir şey yok. İnsanı bulunduğu yere ait hissettiren şarkıları da mutluluğu müziğin tınısında bulabilmeyi de seviyorum. Paris'i sokak şarkıcıları ile seviyorum.


Ya ara sokaklarda gizlenmiş küçük müzelere ne demeli? Ben bu sokaktan geçmiştim demeyi seviyorum. Gustave Moreau'nun atölyesi Opera Bölgesi'nde. Kim bilir kaçıncı gidişimde gezebilme şansım oldu. 


Müzede çalışmak demek sessizlik demek. İnsan kaç kitap bitirir bir senede hiç düşündünüz mü?


Rast gele bir sokağa girdiğinde şaşırırsın. Karşına bir sürü eski anıyla çıkınlarını toplayıp gelmiş satıcılar çıkar. Rutin hayatın içinde antikayla uzaktan yakından ilgin olmasa da içinden kaldırım üstüne serilmiş eşyalardan bir tanesini seçip almak gelir. 


Sahiden dünyanın en eski lokantası mıdır Le Procope?
Geçerken camından içeri bakarsın.  İnsanlar oturmuş yemeklerini yiyor olurlar. Her seferinde burada bir gün yemeye niyet etsen de, içeriden derin bir sessizlik yayılıyormuş hissine kapılırsın. Paris'e tekrar gelmek için bir sebep olarak saklarsın Le Procope'un önünden geçmeyi: Unutturma da bir dahaki sefere buraya bir akşam yemeğe gelelim.


Marais'in sokaklarına dalınca bir rahatlama gelir insanın üstüne. Eskiye dair bir sürü ayrıntı gözünüze çarpar. Yıllardan beri her geldiğinizde karşılaştığınız kalpaklı yaşlı adam yine pastanenin köşesinde durmaktadır. Sizden gelecek bozuk paradadır gözü, fazlasını beklemez. Bir tatlı alırsınız, aldığınız tatlı kadar parayı da amcanın avcunun içine usulca bırakırsınız. Size bu şehre ait bir görüntünün tekrarını yaşatmanın karşılığında verdiğinizin hiçbir önemi yoktur aslında.


Tuhaf ki birkaç günlüğüne gitsek de ben bu şehirde yağmurun yağabilme ihtimalini bile severim. 


De ki yağmura tutuldun! Ya sizi yağmurdan koruyacak bir kafenin kalabalık terasına sığınırsın, ya küçük bir müzeyi gezme şansına kavuşursun. Her ihtimalin, her sonucun ayrı bir güzelliği vardır.


Bu şehri sevmenin türlü türlü yolu vardır. Köşe başlarında, merdiven başlarında, yol ayrımlarında çocukluğunuza rastlamak da bunlardan biri. 


Aşkın bu şehirde kol gezdiğini söylemeye gerek var mı?


Benim her seferde bu şehre koşma sebebim ise burada yüzümün hep gülmesi...

2 yorum :

  1. Bir kez daha çok güzel anlatmışsın Özlem Paris'i.İnşallah hayalin gerçek olur ve bir gün Paris'te yaşarsın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Esra zaman zaman bu şehirde çok yoruluyorum. İstanbul değil beni yoran devamlı yozlaşan insanlarımız. Trafiğe çıkmak istemiyorum. Biliyorum ki kimsenin kimseye sabrı yok. Asansöre binmeyi bilmiyoruz, komşumuza selam vermiyoruz, ''Lütfen, teşekkür ederim'' demiyoruz. Bu şehre karşı yorgunluğumun arttığı zamanlarda sanırım Paris'a sığınıyorum. O yaşamın insanlarını tanıyor muyum, elbette hayır :) Ama Paris'i düşünmek bile soluk aldırıyor bana.
      Umarım arada kaçıp gitme imkanlarım devam eder diye düşünüyorum ben de :) Çok öpüyorum seni...

      Sil