27 Mayıs 2014 Salı

Paris'te yaşadığım hayal kırıklığım: La Bague de Kenza

Paris'e her gidişimde ilk defa gidiyormuşum gibi hazırlık yapıyorum.
Ne zaman Paris özlemim depreşse ve göğsüme hafif bir sızı gibi otursa kitaplığımın önünde buluyorum kendimi. Paris ile ilgili bir şeyler okumaya başlıyorum. Olmadı, Woody Allen'dan ''Paris'te Geceyarısı''.

Bazen şehre gidişim yaklaşmış oluyor. O zaman da yeni bir yerler keşfedebilir miyim, bilmediğim bir yerin adını duyup yeni bir yer bulabilir miyim umuduyla sarılıyorum kitaplara.

Geçen hafta hiç ilgimin olmadığı tekstil alanında Selçuk'a şöyle derken buldum kendimi: Keşke sizin Paris'te yapılan fuarlarınız senede beş kereye çıkartılsa!

Bir önceki gidişimizden önce kitaplığımdan yine bir kitap çektim: Elizabeth Bard ve Lunch in Paris.

Elizabeth Bard'ın Fransız eşiyle beraber Paris'te yaptıkları keşiflerin yer aldığı bir kitap. Paris'ten, Paris'te yeme içmeden, bir Fransızın yemeğe karşı duruşundan bahseden eğlenceli bir kitap.
Ben de Elizabeth Bard'ın gittiği birkaç yeri not aldım, anlattığı yemeklere bakarak bizim damak tadımıza hangi restoranların uyacağının hafif bir muhasebesini yaptım ve listeme birkaç isim ekledim.

Fuara gitmeler, sokaklarda aylak aylak yürümeler, kahve içmek için sık sık keyif yapmalar falan derken listemdeki yerlerden ancak bir tanesine gitme şansımız oldu.
Marais yakınlarında olmamız ve seçtiğim kafeye yürüme mesafesinde bulunmamız da, hadi şu kafeye bir gidelim dememize sebep oldu.

Bir önceki gün, resepsiyondaki çalışanın sorduğum adrese şöyle bir bakıp, burası Paris'in en ünlü Cezayir tatlıları yapan kafesiymiş dememe, dudağını bükerek, ''Hay Allah! Hiç duymamıştım, ben de bir deneyeyim o zaman''' demesini bir işaret olarak almalıymışım oysa!

Elizabeth Bard'ın mutlaka gidin dediği kafenin ismi: La Bague de Kenza!
Paris'te birçok yerde şubesi bulunuyor. Biz en güzelinin  Rue de Rivoli'ye yakın olacağını düşünerek oraya gittik. Bu kadar çok övgü almasından dolayı hiç tereddütsüz girdik.
Selçuk sonradan, ''Ben anlamıştım zaten buranın iyi olmadığını ama sen çok istedin diye girdim!'' dedi tabii.
Karanlık bir dekorasyona sahip pastanenin girişinde tatlılar sıralanmıştı. Cezayir tatlılarıyla ilgili bilgim yerlerde süründüğü için, ''Hadi bi deneyelim!'' dedim.




İkimiz de kendimize ufak birer tatlı seçtik, iki de çay söyledik.



İnternette gezinirken Elizabeth Bard'ın arkada pastanenin salonu var, çayınızı ve tatlınızı orada yersiniz dediği yerin, topu topu dört beş metrekare olduğunu, içeride mezdeke müziklerinin usul usul çaldığını bilseydim herhalde gelmeden önce bir kez daha düşünürdüm.
''Bir Cezayir pastanesinde ne bekliyordun?'' diye soranlara, ''Ne bileyim? Her şeyi de bilemem ya!'' diye cevap veriyorum.

Şimdi bizim mis gibi baklavalarımız, kadayıflarımız, tulumba tatlılarımız varken, ağdası az kuru Cezayir tatlıları neden yiyeyim?

Çıkarılan ders 1: Her tavsiye sana uymuyormuş demek şekerim! Tecrübe böyle kazanılıyor.
Çıkarılan ders 2: İnsanoğlu yediği kazıklara üzülmemek için bunları tecrübe diye adlandırıyor.

6 yorum :

  1. Ahahahah gece gece ne güldüm be Özlem :)))
    Sen kalk, Paris'e -mezdeke eşliğinde- tatsız-tuzsuz bi' şeyler yemeye git :))))
    İşte bunlar heeeeep tecrübe :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tecrübeler hem paradan hem de zamandan yiyor:)))
      Yok, ben zaman böyle oryantal şeylerden hoşlanmam, ne işim var benim Cezayir Pastanesinde?
      Gittim, aldım boyumun ölçüsünü. Darısı beni dinlemeyip, bir de kendim deneyeyim diyenlerin başına.
      Neymiş? Kayınvalidemin baklavasının, tatlısının üstüne tatlı yokmuş:)

      Sil
  2. Eğitim maliyetli iş özlem :))
    pek de güzel görünüyormuş ama:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görüntü kesinlikle çok güzel. Pek tatlıcı de değilim üstelik ama yine de denemeden olmuyor.
      Belki mekan bu kadar iç sıkıcı olmasaydı, keyfini çıkartabilirim ama oldum olası sar alanlardan hiç haz etmem. Kendimi Cezayir gettosunda gibi hissettim.
      Alelacele çayımızı içip, hesabı ödedik ve çıktık:))))
      Faturayı unutmamak için defterime yapıştırdım:)

      Sil
  3. Ahh ahh canım bak google amcaya bir sorup da blog sayfama ulaşsaymışsın ben orada bunları bir bir yazmıştım:):) Cezayir tatlılarının görsel olarak çekiciliği yüksektir ama tatları iyi değildir. Yani Cezayirlilere sorsan harikalar tabi ama bizim gibi zengin mutfak kültürüne sahip bir memleketin çocukları için vasat ötesi. Yalnız şöyle bir deneyimim de oldu gerçekten güzel yapanları da var. Ben mesela bu tür Cezayir tatlılarına deneye deneye bir ön yargı oluşturmuştum hepsi berbat gibi geliyordu, eşimin kardeşi bir Cezayir'li ile evlendiğinden beri artık hislerim farklılaştı çünkü evde harika tatlılar yapabiliyor. Görsel yine süper ama lezzet de kıvamında. Cezayir tatlılarının en büyük özelliği ve benim sevmediğim bir özellik şerbetlerinin şekerler değil bal ile yapılması, bu yüzden ağdalaşması ve yakıcı bir tadının bulunması. Mesela oturup bir tepsi baklava yiyebileceğin yerleri düşününce bizim memleketimizde, burada çoğu zaman bir tane tatlıyı bile yiyemiyorum ben. İşte böyle. Çok sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitapta okuyunca çok heyecanlandım. Ben buraya mutlaka gitmeliyim dedim. Ne de olsa yeni bir keşif yapmıştım. Aklıma hiç burası nasıl bir yerdir sorusu gelmedi; demek ki insanın bazen basireti bağlanıyor. Harcanacak para cepte durmuyor:))))
      Haklısın kurabiye ve tatlıların olduğu tezgah sahiden iştah açıcı görünüyor ama bizim tatlılarımızın yanında pek şansları yok:))
      Demek ki daha dikkatli olmam gerekiyormuş araştırma yaparken. Şimdi hemen gelip, senin sitede şu yazıyı okuyacağım. Bakalım ne yazmışsın?
      Sevgiler yolluyorum.

      Sil