5 Kasım 2017 Pazar

Liste 43- En sevdiğiniz yemeklerin ve ikramların listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 43- En sevdiğiniz yemeklerin ve ikramların listesini yapın.


An itibariyle size son okuduğum kitapları yazmak isterdim. Aklımdan ve yüreğimden geçen buydu. Muhtemelen yazacaklarımdan bir çoğu da bu doğrultuda olacak. Tıpkı gezilerim gibi. Biraz şehir, biraz film; biraz kent, biraz kente damgasını vurmuş yazarlar; biraz seyahat, çokça hislerim, yediklerim, düşündüklerim ve yazdıklarım. Hayatımın özeti hep okuduklarıma, yazdıklarıma ve duygularıma bağlanıyor. (Bu aralar önüne geçemediğim bir iştahım da var açıkçası ve bu duruma hemen bir çeki düzen vermem gerekiyor. 😀  )

Okuduğum andan beri size anlatmak istediğim bir kitap var: İflah Olmaz Optimistler Kulübü. Kaç kez kitabı anlatmaya niyet ettim, kaç kez bilgisayarın başına bu kitabı yazmak için oturdum anlatamam. Olmadı. Olmamasının özel bir sebebi yok. En fazla yüzlerce sayfa boyunca birlikte Paris sokaklarında dolaştığım Michel'den ayrılmaya hazır olmamış olabilirim. Emile Ajar'ın Onca Yoksulluk Varken kitabında tanıştığım Momo'ya karşı hislerim gibi Michel'e hissettiklerim de. İkisiyle de sanki çok derinden bir bağ kurduk. Şimdi kitabın son sayfasını çoktan çevirmiş olsam da Michel'le konuşmaya hâlâ devam ediyormuşuz gibi hissediyorum. Sartre'ın cenaze töreni ve Paris sokaklarını dolduran bir kalabalıkla başlayan bir kitaba ilgisiz kalamazdım zaten. Şimdilik bu kitapla ilgili yazacaklarım bu birkaç cümleyle sınırlı olsa da benim için uygun an gelince çok sevdiğim bu kitaptan bahsedeceğimi biliyorum. Bu yazdıklarım, unutmamak adına buraya attığım bir çentik olsun şimdilik.


Keyifle okuduğum bir diğer kitap da Marcel Proust'un hayatının anlatıldığı Monsieur Proust oldu. Hayatının son sekiz yılını birlikte geçirdiği sadık hizmetkârı Celeste Albaret'ın anlattıklarından yola çıkarak Georges Belmont'un kaleme aldığı kitap Marcel Proust'u tanımama yardım etti. İçimden bir ses artık Marcel Proust kitaplarından korkmamamı söylüyor. Başarabilir, Marcel Proust okuma işinin altından kalkabilirmişim gibi. (Mesela hâlâ Sartre okumaya cesaret edemiyorum.) Tam da laf buraya gelmişken Paris'te Marais'de bulunan Musee Carnavalet'ten bahsetmem şart size. Çünkü buraya giderseniz Proust'un hastalıkla boğuştuğu tüm yıllar boyunca yattığı ve kitaplarını yazdığı yatağını görebilirsiniz. Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan Proust'un Paltosu kitabını okuduktan hemen sonra bu müzeye gitmiş, bu sefer başka gözlerle gezmiştim. Sanırım Carnavalet Müzesi'ne gitmem yine şart oldu. Biliyorum, konuştukça konuşuyor, anlattıkça anlatmak istiyorum ama konumuz sevdiğimiz ikramlar. Öyle değil mi?


Eh, peki madem yine konuyu dileğim yere getirdim, kitaplardan, sevdiğim yazarlardan ve ruhumu okşayan bir kentten bahsettim, o zaman ilk ikramı da kendime yapabilirim. Kitap mı okuyorum, kendimle mi birlikteyim, kendimle konuşmak için zamanım mı var? Çay ikram ediyorum kendime; hem de bir demlik. Çay bardaklarında. Uzun uzun rengine bakıyorum çayın ve her seferinde iyi demlenmiş bir çay için şükrediyorum. Misafirlerim için de tekrar tekrar ikram ettiğim şey çay. Ardından kahve. Kendime çoğunlukla filtre kahve, isteyene köpüklü Türk kahvesi. (Türk kahvesi demekten de hoşlanıyorum.) 

Eli açık bir eviz biz. Evet, evimizi ev yapan tek unsurun biz olduğunu biliyorum ve belki de o yüzden aynı böyle tanımlıyorum evimizi. Yemeğe gelmekten çekinmeyen, açız demekten utanmayan, daha yoldayken çayı koy diye telefon açan arkadaşlarımız var. Hele geçenlerde bu dostlarımızdan bir tanesi telefon açıp, "Görüşemedik ne zamandır ve biz kendimizi siz olmadan sallantıda hissediyoruz." dedi. Önce anlamadım dediğini, güldüm, gelin dedim ama sonra usul usul içime işledi bu cümle. Böyle dostlar bulmak kolay değil.

Eh, kapımızı çalan yıllanmış dostlarımıza sohbetimizin dışında evde ne varsa onu ikram ederiz: Hiçbir şeyimiz yoksa kahvaltı. Öyle!
Selçuk en çok annesinin yaptıklarını ikram etmekten hoşlanır.😀  Annemin tarhanası, annemin dolması, annemin turşusu, annemin şusu busu diye ne varsa döker ortalığa. Kabul etmem gerekir ki kayınvalidem de çok güzel yapar her yaptığını. Bir de yedirmeyi, içirmeyi çok sever. Bizim evde kayınvalidem varsa yemekte daha çok misafir var demektir. Tencerelerle dolma pişer ocakta. VE o dolma istisnasız eve kim gelirse onu doyurur. 

Şimdilerde ben en çok kahvaltıya çağırıyorum eşi dostu. Biliyorsunuz ekmek yapıyorum. Gelene, geçene, sevdiklerime, evdekilere, herkese bol bol ekmek yediriyorum. Yanında kayınvalidemin taşımaktan bıkmadığı tereyağı ile. 
Ekmeğin tarifini de kayınvalideme vermiyorum. Benim de elimde böbürleneceğim bir şey olsun değil mi? 😀


8 yorum :

  1. İg de üzüm tadında yazı deyince, dedim ikimizde üzümleri konu etmişiz herhalde🙂 Meğer bambaşkaymış. Ama tadı üzüm gibi değil ekmek gibi sıcaktı😀 Bi ara yolum düşsede sıcak ekmeğe tere yağı çalsam.. mhhhh

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de şimdi koşa koşa senin yazına geliyorum. Bakayım ne yazmışsın? Cumartesi gününü ekmek yoğurmaya ve keyif yapmaya ayırdım. Birazcık da Kuzeyciğimle ilgilendim. Hastaydı. Sonrasında elimdeki kitabı bitirmek için ant içtiğimden kitabıma gömüldüm. Şimdi çay eşliğinde yazını okuyacağım. Bugün pazartesi ve iş günü olmasına rağmen öğle vakti bir saatliğine yogaya kaçacağım.
      Kapımız sana her daim açık, biliyorsun. Gelsen çok çok mutlu oluruz.
      Hadi gel :)

      Sil
  2. Şu ekmek yapma işinize acayip imreniyorum.Dün ilk defa yenilip/içilebilir kefir yaptım.O bile içimde coşku yarattı.Sanki ekmek yapabilsem içimdeki sıkıntılarda geçecek...Makine de beceremedim,elde de beceremedim.Ah şu ekmeği bir yapabilsem:)))
    Bu arada enerjiniz yazılarınızdan bile geçiyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de bir ara kefir yapıp içiyordum. Sonra unuttum. Şimdi yine aklımda. :) Bir şeyin sağlıklı olduğuna inanırsam beni motive ediyor. Mesela yemek yapmaktan hoşlanmıyorum. Hatta mutfak beni rahatlatmaktan ziyade yoran bir yer. Beş dakikada yenecek bir yemek için saatlerce mutfakta olmak anlamsız geliyor bana. Dİyeceğim şu ki ben ekmek yapıyorsam herkes yapar. Samimiyim. :)
      Vakti zamanında ben de heves edip ekmek yapma makinesi almıştım. Hiç güzel ekmekler yapamadım. içi ıslak, lezzetsiz üstelik sağlıksız ekmekler yapmaya çalışıyordum. Zira hepsi endüstriyel maya ile yapılıyor. Ekşi mayanın sağlıklı olduğuna inandığım için ekmek yapıyorum. Yoksa inan uğraşmam. Benim yaptığım ekmeği yapmak sadece sabır istiyor. Yani ekmek yaptığını unutmayacaksın. Çünkü yoğurduktan bir saat sonra gidip ekmeğe azıcık suyla tuz ekleyip iki dakika yoğurman gerekiyor. Yoğurma işlemi uzun ya da acılı değil. Sadece iki dakika. Ama bunu yaptıktan bir saat sonra yine gidip ekmeği ters düz çevirmek, hamurun altını üstüne getirmen lazım. Bir dakikalık iş. Buna da katlama diyorlar. Yani ekmek seni o gün eve bağlıyor. Tek sıkıntı bu. Mayanı, ununu, suyunu doğru koyarsan (ki bir yorumda yazdım tam oranı) mis gibi ekmek oluyor. 20 saat de buzdolabından bekletiyorsun hamuru. Sabır işliyor bu süreçte. Başka bir şey değil. Ekmek yapma makinesi ile sadece hamuru yoğurdum geçenlerde. Olmuyor değil ama bu yakınlarda hamur yoğurmak için bir makine alacağım. Dilersen aldıktan sonra sana da söyleyebilirim ne aldığımı.
      Ekmek yapmak benim ruhuma iyi geldi; sana da gelebilir :)
      İstiyorsan yaz, anlatayım her şeyi.
      Çok çok öperim, sevgiler

      Sil
  3. :))) ekmegin tarifini vermiyorum dedin ya, işte orada aldi beni bir gülme:) Öncelikle kayinvaliden nereli merak ettim. Tam da sabah çayimızi demlerken okudum yazini, dun de bir fırindan ekmek aldık :)teknede firin var ve senin mayaya talibim :)) Kitaplar konusunda da kaynak kisilerimden birisin 😉sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahaha :) Kayınvalidem aslen Trabzonlu. Ama nereli olduğunun ötesinde çok beceriklidir, çok çalışkandır. Altından kalkamayacağı hiçbir şey yoktur. Ekmeğin âlâsını yapar aslında. Dediğim gibi bu iş sadece sabır işi. :) Ekmeğime karışma diyorum ona. :)
      Mısır ekmeği yapsın yeter, değil mi?

      Sil
  4. Çok becerikli değilim ama ben de toplamayı, yedirmeyi içirmeyi severim. Öyle dört dörtlük, Instagramlık sunumlar yapamasam da elimden geldiğince becerdiklerim gönlümden gelir:) Dostlarımın evimde kendilerini rahat hissetmeleri, mutlu ayrılmaları çok önemlidir benim için. Bizde kayınvalide, anne desteği yok maalesef. Alıştırmışım, hep benden beklenir:)
    Keyfimiz, keyifli arkadaşlıklarımız bol olsun Özlem!İyi haftalar!

    YanıtlaSil
  5. Bizim evde de tirebolu 42 içiliyor sevilerek şu günlerde... sayenizde..

    YanıtlaSil