Porte de Clignancourt’a gitmeye hazır mısınız? Paris’e her gidişimizde yapmadığımız bir şeyi yapmaya çalışıyorum. Metroya atlıyor ve şehrin biraz daha dışına doğru yola düşüyoruz.
Paris’teki ikinci sabahımız. Kahvaltıyı otelde etmemeye karar verdik ve bugünkü hedefimiz Paris’in şu pek meşhur bitpazarına gitmek.
Serin bir pazar sabahı. Kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Hayır, güneş ortalıklarda yok. Nankörlük etmeyeceğim ve no’luyo bu havaya diye söylenmeyeceğim. Dedim ya, Paristeyim. Ne çıkarsa bahtıma artık!
Dün akşamdan sabah kahvaltısı için Subway’i gözümüze kestirmiştik. Kahvaltımızı eder, birer çay içer, oradan da Porte de Clignancourt’a yollanırız diye düşündük. Selçuk sandviçlerimizi yedikten sonra bu kadar güzel baget ekmeği olan bir ülkede bir daha Subway’de kahvaltı etmeyeceğini beyan ediyor. Böylece hem kahvaltımızı etmiş, hem de sonraki günlerde yapacağımız aktivitelerle ilgili anlamlı bir karar almış bulunuyoruz. Paris’te olmaya yavaş yavaş alışıyor, şehrin ruhuna bürünmeye başlıyoruz.

Porte de Clignancourt’a Nasıl Giderim?
Metro ile bulunduğumuz yerden Porte de Clignancourt’a ulaşmak zor olmayacak çünkü sadece birkaç metro istasyonu uzaklıktayız. Uzun yıllar Paris’te yaşamış olan bir arkadaşım gelmeden önce eğer Clignancourt’a gideceksek sırt çantamızı arkamızda değil, önümüzde taşımamızı salık verdiğinden çantamız önümüzde. Bu arada sakın orada kimseye bulaşmayın diye de tembihliyiz. Porte de Clignancourt’a gidene kadar anlam veremediğimiz bu öğüt metro istasyonunda indiğimizde gördüğümüz birbirini kovalayan zenci gruplar ve karaborsa satıcıları ile bir anlam kazanıyor.
Burası büyük bir bölge. Ucuz kıyafetler satan bir pazardan geçtikten sonra levhaları takip ederek antika eşyaların satıldığı bölgeye ulaşmış bulunuyoruz. Sokakların arasında gezinmeye başlıyoruz. Çok keyifli ve eğlenceli bir gezi ama bizim açımızdan çok küçük anı parçaları dışında bir şey almak çok zor. Bu tip seyahatlerde bir şey almayı düşünüyorsanız da Euro’yu Türk Lirasına çevirdiğinizde umutsuzluğa kapılıyorsunuz. Bence bir şeyi çok beğeniyorsanız, o şeyi bulunduğunuz ülkenin para biriminde değerlendireceksiniz.
Biz Porte de Clignancourt’ta tahmini 2 saat falan harcadık. Burada gezinip izin verilenler ölçüsünde fotoğraf çektikten sonra, pazarın tam karşısında bulunan koltuk ve sandalyelerin satıldığı bir pazara, oradan da çok miktarda eski kitap, kartpostal, gravür ve film afişlerinin satıldığı başka bir pazarda mutlu mutlu gezinip St.Michel’e doğru yollandık.

bende gidiğ görmek isterim , bit pazarı dolaşmayı çok severim.
Kutular, magnetler, iğneler, küçücük biblolar, eski kartlar, duvar tabakları…
Özlemcim bizim Zuz , kafa dinlemek , insanlardan biraz uzaklaşmak için gittiği Paris'te bu bit pazarında iş yerinden üç arkadaşına rastlayınca pazarın ortasında noluyoooo yaaaa diye bağırmıştır:) Daha sonra da Disneyland'da aynı şey başına gelmiş ama:)