14 Ağustos 2017 Pazartesi

Liste 32- Size enerji veren şeylerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 32- Size enerji veren şeylerin listesini yapın.

Yeni başlangıçlar...


Eskiyen şeyler yoruyor beni. Kendime ait küçük rutinlerim hayata güvenle tutunmamı sağlarken hayatımın hep aynı eksen içinde akıp duruyor olması da bir süre sonra canımı sıkıyor. Akşamüstü eve gelip de bahçedeki minik ahşap masamın üstüne koyduğum demlenmiş bir bardak çay ve kitabım hayatımı anlamlı ve yaşanır kılarken; iş hayatında aynı insanlarla aynı konuları konuşmak, kendi hatalarımızdan kaynaklanan aynı sorunları tekrar tekrar yinelemek içimde kaçma, uzak yerlere ulaşma hissi uyandırıyor. Üstünde yığılmış kitaplar, kalemler, kağıtlarla dağınık duran masamı toparlamak bile yeni bir başlangıç benim için. İçimde hep alevlenmeyi bekleyen bir kor duruyor, bir köşede. Zaman zaman onu fark etmek, üstüne doğru hafifçe eğilip derin bir nefesle o közü alevlendirmem gerekiyor.

Yürümek, bir saatlik yalnızlık...


İşten eve geldiğim yorgun bir akşam üstü kıyafetlerimi değiştirip spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdiğimde ruh halim bir anda değişiyor. İlk adımı atmak elbette hiç kolay gelmiyor. Sonuçta koltuğun köşesine kıvrılıp dizlerimi de karnıma doğru çekip uzanmak işin en kolay kısmı. Ama kulaklıklarımdan sevdiğim bir ses bana doğru uzanınca ve bacaklarım benden habersiz ilerlemeye başlayınca kafamın içindeki bulutlar da dağılmaya başlıyor. Adım adım karanlık ruh halimden sıyrılıyor ve huzura kavuşuyorum. Eve geldiğimde terlemiş oluyorum. Sonrası ılık bir duş ve her seferinde ilk yudumuyla mutlu olduğum demli bir çay. Herkese tavsiye ederim yürümeyi. Ne zaman içim karanlığa dönse kendimi yürümeye veriyorum. Bedenimi hareket ettirmek ruhuma da iyi geliyor.

Kokusu tüm eve yayılan kahve...



Çayın anlamı benim için aile demek. Tek başına çayımı yudumlamaktan keyif alsam da birbirinin peşi sıra demlenen boşalan çaydanlıklar yüksek sesle atılan kahkahaları, heyecanla yapılan dedikoduları ve tüm gün yaşananları paylaşmak demek. Kahveninse başka bir anlamı var. Bizim evde kahveyi ben içiyorum mesela. kahve makinesinden yayılan koku eve yayıldıkça ben de mest oluyorum. Kuzey, geçtiğimiz yıllarda gittiğimiz bir İtalya seyahatinde latte sevdalısı oldu. Genellikle akşamları bir bardak kahve istiyor benden. Sütü köpürtüp fincanı eline verdiğimde yüzündeki ifade görülmeye değer. İkimiz de kahvelerimizi içtikten sonra yolumuza daha enerjik devam ediyoruz. İnsanın oğluyla kahve içmesinden daha güzel bir şey de dünyada yok. Onu da söylemiş olayım. 

Seyahat etmek...


Bu başlığı hepiniz bekliyordunuz değil mi? 😀
Seyahat etmek elbette bana enerji veriyor çünkü seyahat etmek demek buradaki rutinimden uzaklaşmak, kendimle bir arada olmak demek. Keşke kendimle baş başa kalmamın, iç sesimi duyabilecek mesafeden kendime sarılmamın ne kadar kıymetli olduğunu yıllar öncesinde fark etseydim. Sanırım yaş almanın en güzel yanı insanın kendisini sevmeye öğrenmesi ve ben bunu yollarda öğrendim. Klişe olacağını biliyorum ama İstanbul'da hayat zor. Stresle başa çıkabilmek de pek kolay değil. O yüzden herhangi bir faturayı ödemek zorunda olmadığım (kısacık zaman aralıkları da olsa) bir ülkede aylakça geziniyor olmak çok güzel bir his. 

Paris...


Kendimi ait hissettiğim yer. Dillerini bile konuşamadığım düşünülürse kendimi bu denli Paris'e ait hissediyor olmam tuhaf değil mi? Paris'teyken nasıl enerji dolu olduğumu anlatamam size. Her yer, her şey çok güzel. İçimde kelebekler uçuşuyor falan... Öyle mutluyum yani. Bir kafeden çıkıp, bir kitapçıya girmek, parklarda dolaşmak, marketten alışveriş yapıp bir köşede sandviçini yemek, defterini açıp içinden geçenleri karalamak.... Hayat bunlardan ibaret. Tüm problemler çözülmüş, basite indirgenmiş ve bize sadece yaşamak kalmış gibi. 

Yaşamak kolay mı yoksa zor bir uğraş mı bilmiyorum ama sanki biz Türkler yaşamı biraz kendimize zorlaştırmak için çalışıyoruz gibi geliyor. 

Bu sabah içimden geçenler bunlar. 
Geç kalmadan bu haftaya ait asıl listemi de oturup yazarsam daha önce yazıp taslaklarda sakladığım yazılarımı sizlerle paylaşabilirim. Ben yazıyorum siz de okuyun olur mu şekerler?

7 yorum :

  1. Merhaba Özlem,
    Öyle büyük keyifle okuyorum ki üstelik yazdıklarını. Seni ilk instagramda buldum.Oradaki paylaşımların hoşuma gidince bloğa yöneldim. İnanır mısın, neredeyse buradaki tüm paylaşımlarını geçmişten bugüne okudum diyebilirim. Sanki beraber okula gittiğim, hayallerimi paylaştığım bir dost gibisin şimdi bana:-)(Samimiyetim o yüzden) Yaptığın listelerin bir çoğunun altına imzamı atabilirim. Bu o listelerden biri işte. Kitap tercihlerin bana biraz karışık gelse de(ben zaman kaybı olmaması açısından daha çok yazar okumayı seçenlerdenim)izlediğin filmler, gezdiğin yerler... paylaştığın duygular çok tanıdık geliyor. Ankara'da bir dostun olduğunu bil istedim. Seni merakla, ilgiyle, sevgiyle, dostlukla takip eden...Hep böyle güzel kal. Dostluk ve sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her blog yazarının okumaktan hoşlandığı yorum tarzı:) Elinize sağlık

      Sil
    2. Sonat, Elif'in de dediği gibi yazdıkların çok güzel. Çok teşekkür ederim çünkü çoğunlukla kendimi boşluğa yazıyormuşum gibi hissediyorum. Julia &Julie filmini izledin mi? Orada blogger olan bir kız var. (Bu arada bu film en sevdiğim filmlerden biridir) Onun gibi hissediyorum çoğu zaman. Üstelik hikayenin sonunda kız dilediğine kavuşmuş oluyor. Gerçek hayatta geçen bir hikaye olduğundan kızın yazdığı kitabın filme taşınması gerçek bir başarı hikayesi. Benim öyle bir hikayem yok elbet. Biliyorsun Türkiye'de pek kıymet verilmiyor emek verilen işlere. İstatistiklere baktığım zaman özene bezene yazdığım, bilgisayarın başında günlerimi harcayarak yazdığım gezi yazılarının çok da okunmadığını görüyorum. O zaman üzülüyorum elbet. Onca çabanın yerini bulmadığını düşünüyorum. Ama senin yazdığın gibi yorumlar okumanın tarifi yok inan. Mutluluktan havalar uçuyor insan. Birileriyle aynı duyguları paylaşmak nefis bir şey. Çok ama çok teşekkür ederim güzel yorumun için. İnan çok kıymetli. Sevgiler :)

      Sil
    3. Benim de sevdiğim filmlerdendir Julia & Julie... Ben hayatta hiç bir şeyin "boşuna" olmadığını düşünüyorum. Yaptıklarımızın doğru adreslerle buluşması için sadece doğru ana ihtiyaç var sanki. Benim gibi yazdıklarını keyifle okuyan, ama sessiz kalmayı seçen bir sürü insan vardır, eminim... Dediğin gibi, emek verilen işleri takdir etmekten garip bir şekilde çekinen bir milletiz. Herşeyi çok kolay ve hızlıca tüketiyor olmamızdandır belki de. Gezi yazıların, en sevdiğim paylaşımların. Gezgin ruhları, işi gücü bırakıp, yollara düşürecek cinsten... Lütfen yazmaya ve paylaşmaya devam et. Tüm bu yazdıklarımı pekiştirecek iki önerim olacak sana... Biri bir öykü. Murathan Mungan'ın Dokuz Anahtarlı Kırk Oda kitabındaki ilk öykü "Eşyanın Anahtar Olması" ve bir Anthony Hopkins filmi "Kesişen Hayatlar/ 84 Charing Cross Road

      Sevgi ve dostlukla

      Sil
    4. Bahsettiğin öyküyü hemen okuyup, filmi de izleyeceğim. Böyle güzel önerilere bayılıyorum. :)

      Sil
  2. Özlemcim, sütü nasıl köpürtüyorsun??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Breville'in kahve makinesi var evde. Şahane bir şey. Makinanın süt köpürtme özelliği de var. Onunla köpürtüyorum. Ama şimdi bir de Tchibo'dan pilli bir süt köpürtme alacağım. Basit bir şey. Kuzey kendi işini kendi halletsin diye :)

      Sil