9 Kasım 2015 Pazartesi

Listesiz yaşayamam abi: Kasım ayında yapılacaklar...

Listeler yapmaya bayıldığımı bin defa falan söylemiştim buradan. Sanırım liste yapmak kadar liste yapmaktan hoşlandığımı söylemeyi de seviyorum. Yapacaklarımı gözden geçirip bunları listeler halinde önüme koyduğumda hayatım düzenli olacakmış ve listelediğim güzel şeylerin arasına hiçbir kötü ve istenmeyen şeyin göremeyeceğini düşünüyorum.

Neyse ne artık!



Kasım ayı için yapacaklarımın arasında ilk olarak Hindistan yazılarını tamamlamak var. İşin doğrusu gezi yazılarımı buraya koyduktan sonra istatistiklerden ne kadar okunmuşlar diye girip bakıyorum. Kitaplarla, gündelik hayatla ilgili yazdığım yazılardan çok daha az okunduklarını söyleyeyim. Oysa gezi yazılarını yazmak için diğer konularda yazdığım yazılara harcadığımdan çok daha fazla mesai harcıyorum. Bir yazı neredeyse bir günümü alıyor. Gezilen yerle ilgili yanlış bilgi vermemek için orada yazdığım yazılara göz gezdiriyorum, gidilen yerin tarihi ile ilgili yanlış bir bilgi vermemek için kontrol ediyorum, fotoğrafları tasnif ediyorum falan...
Gönül daha çok okunmalarını ister ama ne yapalım?
Buna da şükür.
Ne demiştim?

Yazmaktan mutlu oluyorum. Önemli olan da bu!

Hindistan yazılarını tamamlayınca kendim de zaman zaman dönüp bakabileceğim. Ben ne yapmışım vakti zamanında diye. En son sabahım 05.30'unda kalkıp Tac Mahal'e gitmiştim. Demek ki Agra'dayım. 

**** Şimdi Agra'dan çıkıp Jaipur'a doğru yola çıkma vakti. Red Fort'a gidecek ve size orayı anlatacağım. Jaipur'a ulaştığımız gece orada kalacağız. Jaipur, Marigold Oteli filminin çekildiği şehir.

**** Ertesi gün yine Jaipur'dayız ve benim de anlatacak çok şeyim var. Bu da kasım ayı yazılarından ikincisi olacak demek oluyor.

**** Son yazı Hindistan'da geçireceğimiz son günü anlatacak. Delhi'de olacağız. Belki son gün olması dolayısıyla Delhi'de geç uyanıp günün keyfini çıkaracağız. Ne de olsa ertesi sabah 04.00'de başlayacak dönüş yoluna çıkacağız. Hindistan seyahatim ile ilgili üç yazımı tamamladığımda bu gezi benim gönlümde de tamamlanmış olacak. 

**** Blogla ilgili uzun zamandır yaşadığım sorunlar var. Kasım ayının bu aksaklıkları giderdiğim ay olmasını istiyorum. Blogun ön ve ara yüzünde birtakım değişikliklere gideceğim. Özellikle ara yüzde yaşadığım sıkıntılar çok canımı sıkıyor. Bu meseleyi de halledersem, ''Vay be çok verimli bir kasım ayı geçirdim.'' diyebilirim.

Gelelim kasım ayında okuyacağım kitaplara... 

Kendilerini belirlemiş bulunmaktayım.

Biri koşmakla ilgili bir kitap. Ara ara açıp okuyorum. Motivasyon olması açısından faydalı olduğunu düşünüyorum.
Diğer kitaplardan bir tanesi Stephen King'in ''Yazmak'' üzerine yazdığı bir kitap: Yazma Sanatı. Öyle hoşuma gitti ki neredeyse bitirmek üzereyim. Altını çizdiğim satırları defterime geçirmek ve hatta bu konuyla ilgili bir blog yazısı yazmak planlarımın arasında.

Gündelik yaşama ait bir planım da var elbet. Ekim ayı boyunca tam 14 kez koşu antrenmanı yapmışım. Bu benim için çok güzel bir rakam. Toplamda 80 km'lik yol tepmişim, ter dökmüşüm. Kendi kendime başarılarımın devamını diliyorum. Kasım ayının ilk koşu antrenmanını da yapmış bulunmaktayım. Bakalım bu ay neler yapacağım? 

Son olarak bu ay itibariyle yaz tatilimizde yolumuzu nereye düşüreceğimize karar vermemiz gerekiyor. Bir an önce biletler alınmalı ve kalınacak yer ayarlanmalı.

8 yorum :

  1. Özlemcim Kasım ayı planlarının hepsini bir bir gerçekleştirmeni diliyor, yazıda kullandığın resme bayıldığımı belirtiyorum ve çok öpüyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah, umarım gerçekleştiririm. Kuzey'in peşinde öyle hızlı geçiyor ki zaman. İlkokuldan sonra ortaokulu da tekrar bitirmek üzereyim. Fotoğrafı beğenmene sevindim. Stephen King'in kitabı bitti. Koşmak ara ara okunuyor. Bir diğer kitabı bitirmek üzereyim. Hatta Stephen Hing ile ilgili yazacağım dediğim blog yazısını da yazdım. Benden mutlusu yok yani :) Bir de blog işine el atabilsem. Çok öpüyorum canım. Sevgiler

      Sil
  2. liste yapmayı, sonra o listeden yaptıklarımı tiklemeyi çok ama çok özledim ve yazını okurken senin adına çok mutlu oldum.
    Anemi taşıyıcısı olduğumdan koşamıyorum çünkü hemen yoruluyor ve tıkanıyorum. Yürümek benim favorim :)
    Şu blog işi demişsin ya benimde sorunum var şu bloggerla, halledince bizimle de paylaşır mısın?
    Aaaaa unutmadan yazayım sanırım gezen ve gezdiğini bloğunda anlatanlar daha çok okuyordur diye düşünüyorum
    İyi akşamlar. ,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gülşah, ben de böyle yazıları okurken mutlu oluyorum biliyor musun?
      Listeler nefis şeyler ya! Mesela eskiden de doğum günüme gelecek olanların listesini yapardım. En sevdiğim liste nerdeyse bir sene para biriktirip gittiğim Tüyap Kitap Fuarı'nda alacağım kitapların listesiydi. Bak hala kitap listesi yapıyorum. Ulaşılacak bir hedefim olması iyi geliyor bana. Koşmak konusuna gelince, illa koşulacak diye bir kural yok zaten. Ben başıma dert açmayı sevdiğim için böyle işlere kalkışıyorum. Koşabiliyor falan değilim yani. Çabalıyorum sadece. Her sabah kendime neden bunu yaptığımı soruyorum. Koşu insanı değilim nihayetinde. Galiba sorumun cevabını bulmak üzereyim. Öyle hissediyorum. Mükemmel ya da iyi olmak zorunda olmadığımı kendime ispatlamak için koşuyorum. Sebep bu! Elimden gelenle mutlu olmayı başarabilmek için. Ve şimdilik bu bana süper iyi geliyor. Seni de güzel kızını da öperim.

      Sil
  3. Emin ol, her yazın okunuyor, yani ben okuyorum. Ve özellikle gezi yazılarında yanlış bilgi vermeme adına araştırarak yazdığını ve ne kadar dikkatli olduğunu görebiliyorum. Istatistiklere felan takılma. En önemlisi kendin için yazıyorsun. Unutmamak için yazıyorsun. Bir, iki kişi bile okuyup gezi notlarından bir şey öğreniyorsa, önemli değil mi? Arama motorlarında kalıcı bir yazı olacak, seneler sonra bile etiketlediğin kelimeler çıkacak insanların karşısına. Elbette yorumlar olunca seviniyor insan. Ama yazılarını önce kendin için, ve yazmak istediğin için yazdığını düşünürsen rahatlatsın. Yazmayı sende seviyorsun çünkü. O zaman yazarak sadece kendini mutlu et. Ki yazıların güzel, biliyorsun.. Yazılarınla nereleri gezmedim ki? Paris zaten başı çekiyor.. İtalya, İngiltere, Portekiz, Vietnam, Hindistan, ilk aklıma gelenler. Bern'i zaten birlikte gezmiştik:) hadi fazla söylenmeden, Hindistan gezisinin devamını bekliyorum:) ben varsa yoksa Almanya, Türkiye İsviçre üçgeninde dolanıyorum. yazı olarakta ya günlük gelişen olaylar, yada Mudurnu'ca hikayeler yazıyorum. İyi veya kötü, yazmayı seviyorum. Sonuçta blogumuz tamamen kişisel dimi? Kucaklıyorum seni💜

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Server keşke yakınlarında olsan ya!! Senin çok insan bir yanın var. Şimdi diyeceksin ki bu da ne?
      Bu şu: Yaşamı, insanları, hayvanları, bitkileri hep olduğu gibi görüyorsun. Kendi koyduğumuz ya da başkalarının bize dayattığı üst sınırlarla değil de olduğumuz haliyle yaşamamız gerektiğini hatırlatıyorsun bana çoğu zaman. Bern'deki o bir gün de yaşamın nasıl da basit olduğunu fark ettirdin bana.
      Yazmayı çok seviyorum. Öyle iyi geliyor ki bana. Gezi yazılarıyla ilgili söylemek istediğim gerçekten basit anlamıyla şuydu sadece: Sahiden en az okunan yazılarım onlar :) Gezi yazılarını bir nevi kendime yazıyorum tabii ki. Hafıza dediğin şey öyle çok da kuvvetli değil. Kısıtlı bir zamanda haldır huldur koştura koştura geziyorsun. bazen geldiğim de hatırlamak da bile zorlanıyorum. Yazdıklarım kendime notlar açıkçası.
      Ben de senin yazılarınla ilgili hep şunu hissediyorum. Durduramadığın bir yazma rahatlığın var senin. Farkında mısın?
      İyi geldi yazdıkların. Atlayıp yanına gelesim geliyor bazen. O derece yani :)
      Öpüyorum seni çok.

      Sil
  4. Özel hayattan ipuçları verilen ve hatta direkt özel hayattan bahsedilen yazılar niye daha çok okunuyor ben de anlamış değilim:) Ben gezi yazıları okumaya bayılıyorum. Aynen devam etmelisiniz:) Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeşim Hanım, Yazı Evi'nin sahibi, kendisine ne zaman bir yazımı okusam, '' Sen bu yazının neresindesin?'' diye sorardı. Yılların geçti yazıya kendimi ekleyeceğim diye. Onun bahsettiği şeyle benim anladığım şey aynı değildi. O, yazıdaki samimiyetten, duygu ve düşüncelerimden bahsediyordu bunu söylerken.
      İçindeki bizden parçalar taşıyan yazıların samimiyetine ben de inanıyorum. Gezi yazılarında da aynı samimiyet olmalı bence. Çoğunluk dediğim gibi ve sizin de kabul ettiğiniz gibi en azından benim blogumda gezi yazılarını çok okumuyor. Ben mekanik bilgiler taşıyan gezi yazılarındansa içinde ''yaşanmış doğruluk'' taşıyan yazıları okumayı tercih ederim. Yoksa internette gezinip ansiklopedik bilgi alacağıma gider kitapçıdan bir gezi rehberi alırım daha iyi ve daha kolay.
      Anlamak için daha birkaç fırın ekmek yememiz gerekecek demek ki.
      Sevgiler

      Sil