15 Ocak 2016 Cuma

Güzel Şeyler Durağı

Burada, yani blogda beni rahatlatan bir şey var. Yazılarımın sayısını istediğim oranda arttıramasam da tüm akıl karışıklıklarım ve can sıkıntılarımın arasında burada soluklandığımı fark ediyorum. Yazmak bir nebze daha kolaylaştı sanki. Neyi yazsam diye düşünmediğim için olabilir belki. Nasılsa yazmaya başlayınca bir şeyler dökülüyor klavyenin ucundan. Zaman zaman düşündüğümün farkında bile olmadığım şeyler çıkıyor ortaya. Kendime şaşırıp kalıyorum o vakit. Yazdıktan sonra üst üste yazdıklarımı okuyup, her yazılanı anlamlandırmaya çalışmazsam da ''Yayınla'' tuşuna basıveriyorum bir hamlede.


Yeni yılda çok spor yapacağım falan dedim ya, pilates dışında şimdilik düzene sokabildiğim bir şey olmadı. Ocak ayı aralık ayından daha iyi ama bunu kabul etmek gerek. Daha sakinim mesela. Sabah Kuzey'i okula göndermek için kalktıktan sonra başımı uzatıp pencereden bakıyorum. Kapkaranlık gözüküyor camın ötesi. Hava daha dışarı çıkmadan bedenimi üşütüyor. Ayaklarım geri geri yatağa gidiyor. Kalktıktan sonra bir daha yatmamak lazım. Hele de yarım saat için. Sersem gibi oluyorum artık işe gitmek için kalktığımda. Neyse ki beni mutlu edecek sabah kahvaltıları var da biraz içim hafifliyor. 


Ne çabuk geldi cuma günü.
Dün arkadaşlarımla kahvaltı için Beylerbeyi'nde buluştum. Deniz, gökyüzü, İstanbul ne kadar güzeldi. Bulutlar İstanbul'un üstünde toplanmıştı sanki. Şöyle dedim içimden: İstanbul hafta içlerinde yaşanmalı. Sonra sözler sözleri açtı, iyi niyetli insanlar içi boşalmış yüreğimi donattı. Yazmaktan, resimden, sanattan, kitaplardan bahsettik. Biraz hafifledim, günlerdir başımı ağrıtan lodosu bile affettim. 


Güzel şeylerin sonu geliyor elbet. Sohbet çok güzelken telefonum çaldı ve işe gitmem gerekti. Bu kadar kaçabilmem ve arkadaşlarımla birlikte olabilmem de bulunmaz bir şey olduğundan buna da şükür diyerek kalktım masadan. On beş gün sonra aynı güzelliği yine yaşamak üzere sözleştik.


Elimde Napoli Romanları'nın ikinci kitabı var. Keyifle okuyorum. Sanki bu roman tam ihtiyacım olduğu zaman gelmiş gibi bir his var içimde. Sanırım 1970'lerin Napolisinde geçiyor kitap. İlk kitapla kahramanların çocukluklarını okumuştuk. Şimdi ilk gençlik yılları, on yedi yaş baharında geziniyorum. Okurken şaşırıyorum tabii. O zamanların İtalya'sında kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu öğreniyorum. Kadının adı İtalya'da da  yokmuş o zamanlar ama o zamandan bu zamana çok yol kat etmişler. Bizse geriye doğru yolculuk yapıyoruz sanki. Belki de daha önce hiç bulunmadığımız bir yere doğru hızla haraket ediyoruz. 


Hafta sonu geldi ya keyfim de yerine geldi. Sakin geçirilecek iki gün hayal ediyorum. Belki biraz yazı yazar, Lapland seyahati için gereken notları toplar, orada giyecek bir şeyim olmadığından alışveriş derdini nasıl başıma açtım diye hayıflanır dururum.
İşte bu hafta da böyle...

1 yorum :

  1. Evet, İstanbul kesinlikle hafta içi yaşanmalı. Kahvaltı mekanı da çok güzelmiş.Keyifli günlerin daim olsun Özlemcim.

    YanıtlaSil