Kategori Arşivleri: Kitap Kokusu

Mutfağın Hatıra Defteri- Leylak Dalı

Mutfağın Hatıra Defteri

Çocukluğumun mutfağa dair en tuhaf hatırası babaanneme ait. Babamla babaannemin yanına, köye gittiğimiz ilk yalnız seyahatimizdi. Köyün toprak yolundan yürüye yürüye girip de babaannemin bahçesine yaklaşınca babam yorgunluktan bitap bana dönüp şöyle demişti: “Bak babaannen, Karşıdaki yamaçta!” “Babaanne, babaanne!” diye sesimin çıkabildiği kadarıyla bağırmıştım. Yuvarlana yuvarlana inmişti babaannem bulunduğu yerden. Onca yorgunluğu üstünde taşıyan, yolda…

Feridun Andaç: Genç Meslektaşıma Mektuplar

    “Sevgili Kalemdaşım; Dün sabah erkence yola düştüm. Yolculuklar hep sevdiğimdir. Bazen ikinci yaşamımın orada sürdüğünü bile düşünürüm. Bir yolculuğun bütün ritüellerini severim, daha ötesine geçerek kendi iç yolculuğumu da katarım buna. Gitme zamanı ile gidilen yerin zamanı bende ayrıdır. Çünkü içine yazma/okuma zamanlarını da taşırım.” Feridun Andaç, Korsan Edebiyat isimli internet sitesinde Genç…

Ah Ekim, güzel Ekim (1)

Ah Ekim, güzel Ekim…

Size bir sır vereyim mi? Akşam olmuş ve herkes bir köşeye çekilmişse, üstüne üstlük bir de etrafta beni mest eden bir sessizlik varsa, hemen köşeme çekilip blogumdaki eski yazılarımı okumaya dalıyorum. Allahım, nasıl bir keyif! Sanırım tam anlamıyla yazdığım yazılardan aldığım keyfi size anlatmam mümkün değil. Aradan zaman geçip de yazdığım yazılara uzaktan bakınca sanki o…

yolculuk kitaplarım (1)

Yolculuk kitaplarım

Yazmaktan, okumaktan, sanırım en çok da Hemingway ve onu anlatan kitaplardan bahsedeceğim. Hemingway ve yazarın Paris’i en çok merak ettiğim konuların başında geliyor. Zaman zaman bir kitabı okurken, “Blogda bu kitaptan mutlaka bahsetmeliyim.” diye geçiriyorum aklımdan. Anlatmaya değer öyle çok şey oluyor ki kitabın içinde, dile getirmeden yitsin istemiyorum. Sonra işin, gücün, telaşın içinde ya…

Gün 16- Cumartesi, Nabokov ve Mutluluk

Bugün evde tuhaf işler peşindeydim. Benim de aynısını yapmak için şansım olmasına rağmen yapmayıp, Selçuk’un internetten iki film seyretmesine imrendim. Sanırım seyretmediği pek film kalmadı. Sabah saatimizi kurup 8.40’da kalktık. Kuzey, proje seçimi yapacaktı. Sene boyunca yapacakları projeyi internet üzerinden yapıyorlar. İstediği dersi ve projeyi seçebilmesi için daha önce açıklanan saatte internet üzerinden seçimini yapması gerekiyor….

Gün 15- Cuma, Hayaller Paris, Gerçekler Sancaktepe!

Blog yazmak mı? Dün blog yazmayı unuttum. Gece gözümü kapadığım an bu gerçekle yüz yüze geldim. Bir vicdan azabı içimi kapladı ama çok yorgundum. Kalkıp yazsam da sadece yazmış olmak için yazacaktım ve o da bana tat vermeyecekti. “İyisi mi,” dedim “Uyu Özlem!” Shakespeare and Company-Paris Kasım Yağmuru- İzlanda’dan bir Kitap Şimdi buradayım. Tilkinin dönüp…

Gün 13- Çarşamba, fırından çıkan taze ekmek…

Dün gece mesaim uzundu. Akşamın bir saati, -hangi akla hizmet bilmiyorum-, ekmek mayamı çoğaltırken “Hadi bir ekmek yapayım.” diye geçirdim içimden. Aslında bu benim hafta sonu işlerimden biri. Elim hamurun içindeydi, maya da fazlaydı ve evde ekmek yoktu. Mayayı çoğalttım ve kabarsın diye bir köşeye koydum. Elbette stediğim kıvama gelmesi uzun sürdü. Hatta tam anlamıyla…

Gün 12- Salı, rutinin içinde kayboluş.

Bu sabah uyandığımda evde olduğumun farkındaydım. Yastığım yine yerdeydi, Kuzey okula çoktan gitmişti. “Umarım çok geç olmamıştır.” diye düşündüm. Kalktım, şarjda (bakınız TDK!) takılı telefona baktım. Saat dokuz olmuştu. Dışarıda aydınlık bir hava vardı. Tepesinde parlayan lambanın ışığıyla uyanmaktansa güneş ışığını tercih eden Selçuk’un sabah esintisi şeklindeki günlük vızıldamasını duymamak için perdeyi açtım. Perdelerimiz öyle kalın ki…