Bir gün ansızın bir kitabın sayfalarında daha önce hiç bulunmadığımı bildiğim bir tren istasyonunun adına denk geldim: Estación de Francia. Carlos Ruiz Zafon’un Cennet Mahkumu kitabında yaşayan az sayıdaki karakterlerden biriydi Fermin. Kitapta hayran olmamı gerektiren başka karakterleri bir çırpıda geride bırakmış, derbeder haline rağman gönlümde taht kurmuştu. İlk kitaptan beridir çok sevdiğim yaşlı…
Kategori Arşivleri: Kitap Kokusu
Selçuk’la tanıştığımız zaman o üniversitede öğrenciydi. Ben de üniversite sınavına hazırlanıyordum. Kuzeninle aynı apartmanda, yan yana dairelerde oturuyorlardı. O dairede oturuyor olması da bir sürü olasılığın bir araya gelmesinden oluşuyor. Güzel bir hikâye aslında; yeri gelirse bir gün burada onu da anlatırım. Selçuk’la -biz lise yıllarında buna çıkmak diyorduk- ilk çıktığımız gün Taksim’de kitap…
Gün geçmiyor ki bu güzel şehir aklıma düşmesin! Kapısından içeri başımı uzattığım her kitapçıdan bu şehirle ilgili anılar toparlayarak çıkıyorum dışarı: çoğu zaman kitaplar, defterler, kalemler, kitap ayraçları… Alacak listem devamlı uzuyor gidiyor. Bavulum içinde peynirlere ve şaraplara da yer açmam gerekiyor. Bakalım kitaplığımda bavuluma sığdırıp, buralara kadar taşıdığım neler varmış? Paris’i mekan tutan…
Cumartesi akşamının rehaveti içindeyim. Hafta sonu da olsa, günün keyfi akşamın bu saatlerinde geliyor benim yanıma. Şimdi böyle keyifle yazıyorum ya, bu yazdıklarım ancak 12 saat sonra düşecek beni izleyenlerin sayfasına. Blogumu güncellediğimden beri böyle bir sıkıntım var. Bu durum da benim keyfimi çokça kaçırıyor. Sanki istediklerimi istediğim an paylaşamıyormuşum gibi hissediyorum. Varsa bu konuyla…
Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı’na doğru yola çıkan Daniel ve babası olsa gerek kapağı süsleyen bu resim! Sanırım birkaç gün önce elime bir kitap aldım. Okumak üzere kafamın içinde sıraladığım kitap listemin içinde olmayan bir kitaptı kendisi. Amma velakin evde bu kitabı okuyan biri vardı ve yeni bitirdiği kitabı, okumam için gözümün içine sokup sokup duruyordu. Sevgili…
Heyecanıma yenik düşerek kısa bir blog yazısı yazarak buradan ayrılacağım. Okuduğum son kitabın ben de bıraktığı izlenimi hemen aktarmak istiyorum. Patrick Rothfuss kitapçı rafında denk gelip aldığım ve okurken beni büyüleyen yazarlardan biri oldu. Rüzgarın Adı ve Patrick Rothfuss Yeni yılın ilk kitabını takdimimdir. Aslında kitabıma geçmiş senenin son günlerinde başladım. Uzun bir kitap olduğu,…
Peki! Anladım! İnsanın her günü aynı güzellikte geçmez değil mi? Hatta bazı günleri ortalamayı bile tutturamaz. Bir de ortalamanın çok altında, insanın mutsuz olduğu günler vardır. Yazmak rahatlatır. Bazen rahatlamak için yazarsın, sonra yazdıklarını yoketmek için- parıldayan bir ekrana ise yazdıkların- delete tuşuna basarsın, siliniverir. Su gibi akar, evet! Bir zaman sonra yazdıklarını hatırlamazsın, su…
Bu senenin kitabını şimdiden ilan etmek için çok mu erken acaba? Kitabevinin rafında duran kitaba bir çok defa elim gidiyor, alıp almamak konusunda kararsız kalıyorum. Beni böyle bir kararsızlığın pençesine düşüren sebep ortada: Çok satanlar rafında durması! Uzun bir flört dönemi yaşıyoruz işin doğrusu. İsmi bir şehir bilmecesi vaat eden bu kitaba daha fazla karşı…








