Brugge dört bir köşesinden yayılan çikolata kokularıyla hem insanın gözüne hem de midesine hitap eden miniminnacık bir şehir.Şimdi Bruggeden çikolata manzaraları… Çikolatadan yapılmış sıra sıra Noel Babalar da yeni yılı karşılamaya hazırlanıyorlar. Çikolatada gelinen son nokta budur heralde:)
Kategori Arşivleri: Avrupa
Brugge de kaldığımız oteli şimdiye kadar kaldığım en güzel oteller listesinde 1.sıraya yerleştiriyorum. Brugge’ün dokusuna, tarihine eşlik etmiş, Brugge’le beraber yıllanmış bir Ortaçağ binası…Odanın tavan yüksekliği beş metre vardır diye tahmin yürütüyorum. Kocaman kristal taşlarla süslü, görkemli bir avize tavanın ortasından kendini odanın boşluğuna salıvermiş. Avrupa şehirlerinde -özellikle Paris- kalmaya alışık olduğum ve…
Brugge Gezisi Notları blogda başlamak üzere. Hazır mısınız? Brugge’e yağmurun yağmadığı ama gökyüzünün yağmur öncesi griliğine büründüğü bir akşam üzeri vardık. Uçağımız Brüksel’e indi. Sonra havaalanından hemen bir trene atlayarak ”Gent” aktarmalı olarak her istasyonda duran üç vagonlu, tanıdık banliyö treni tarzında bir trende bulduk kendimizi. Trenin kendine has ilerlemesiyle Brugge’e vardık. Sırtımızda çantalarımızla bavulsuz seyahat…
Beş senedir gezi planlarımın vazgeçilmez bir parçası olan, onlarca kez hayalimde sokaklarında gezindiğim, kuzeyin Venedik’i denilen bu küçük romantik, çikolata ve bira şehrini kaç kez rüyalarımda tekrar tekrar dolaşmışımdır acaba? Ben Brugge ile ilk kez yıllar önce ”Gezi Traveler” dergisinin bir sayısında karşılaşmıştım. Ama ne karşılaşma! İlk bakışta aşk dedikleri bu olsa gerekti. Fotoğrafların içinde…
Bir kitap okudum! Paris Opera bölgesinde bir günüm geçti. Hadi yalan yok, ilk gün aradığım yeri de bulamadım. Yenilgiyi kabul etmek istememiştim ama ayaklarım isyandaydı ve aynı bölge içerisinde tur atmaktan başım dönmüştü. Hayır sevgili kocam diye demiyorum, yer aramak konusunda benden de hırslıdır. Arıyoruz efendim… Durmuyor, yılmıyor. Arzu Çağlan’ın kitabında yazdığı, benim hemen okuyup…
Pilotumuzun Paris havası ile ilgili 16 derece bilgilendirmesine karşın hava inanılmaz güzel. Bizim deyimimizle Paris bahardan kalma günlerini yaşıyor 2010’un Eylül ayının tam ortasında. Otelimiz dediğim gibi Champs-Elysees’ye çok yakın mesafede Trocadèro bölgesinde. Sağlı sollu büyük kestane ağaçlarının gölgesinde, dökülmüş sarı-kahve sonbahar yapraklarına basarak varıyoruz otelimize. Klasik boyutlarda! bir Paris otel odası. Ve evet duş…
Bu sefer Paris’te bulunma sebebim sevgili kocanın fuar ziyareti kontenjanından oldu. Bu fuarlar hayatımızdan eksik olmasın diye dua ediyorum her daim…Yedik, içtik, gezdik veee döndük işte… Gitmeden önce fuarda gezilecek günlerin üstüne kendime bolca kahve ve Paris seyir günleri eklemiştim neyse ki…Yetmedi, hiç yetmez zaten ama olsun… Paris güzel şehirsin sen! Uçağımız her zamanki gibi yine…
Ben Prag’da çok eğlendim, şehri küçük bulduğumu ısrarla söylememe rağmen sokaklarında ayaklarımı sürte sürte dolaştım. Yol arkadaşımla bana enteresan gelen şey şehrin sakinliği oldu. Şehre gelişimizin ikinci günü sabah erkenden kalkıp keşif turumuza başladık. Daha önce gezdiğimiz birçok Avrupa şehrinin kalabalığından olsa gerek bu sükunet karşısında “Herhalde nüfus sayımı var.” diyerek gülüştük. Şimdiye kadar yediğim…








