Kategori Arşivleri: Kategorilendirilmemiş

Dır dır, yok mu bi gırgır?

Hiçbir şey yapmama eylemsizliğime devam etmekteyim.Ya da şöyle diyeyim, bir şeyler yapıyorum ama yaptıklarımdan zevk almıyorum. Karmaşık bir durum olmasının yanında, kasvetli bir dönemdeyim nedense. Dünden daha iyi, yarından daha kötü bir ruh hali içindeyim. Haftada iki akşam yaptığım yogadan keyif almıyorum. Oysa alırdım! Biraz kısır bir kitap seçimi döngüsüne girdiysem de bir ara, şimdi…

Günaydın Türkiye!

Konsantre olamıyorum bu günlerde. Kafamda düşünceler etiket bulutu şeklinde bir taraftan diğer tarafa doğru uçuşup durmakta. Yapmayı düşündüğüm bir dolu düşünce var aklımda. Bu sefer bana engel olan şey düşüncelerimin hızı. Vücudum ayak uyduramıyor beynimin hızına. Üstümde gereksiz bir telaş. Her şeyi yapmaya çalışıp,hiç birşey yapamama durumu yani! Gün içinde anlamlı hale gelebilsinler diye peşlerinden…

Gündelik yaşama küçük bir öykünme!

Birbirini takip eden her haftasonunu okulların kapanacağı güne kadar doldurdum neredeyse! Bu planların hiçbiri bana ait değil. Oğlum hayatımızı ele geçirmiş vaziyette. Onun sosyal yaşamının başladığı gün, bizim sosyal yaşamımızın sona ereceğini bilmiyordum ne yazık ki. Sınıfındaki tüm arkadaşları doğdukları gün itibariyle baharı karşılıyorlar. Her haftasonu düzenli olarak doğumgünleri kutluyoruz. Oğlumun sayesinde çok güzel annelerle…

Anne Frank’ın evi

Yıllar olmuş aslında gittiğim günden beri… Amsterdam’da fotoğrafa gülümsediğim andan bugüne boyum hiç uzamamış ama gülümsediğim zaman gözümün kenarını mesken tutmuş anlamlı kırışıklıklar oluşmuş. Hafif ama yılların geçtiğini bana hatırlatan. Anne Frank’ın evi aklımda birkaç gündür, saklandığı yerden ziyaret etmekte beni. Kanala bakan evinin kapısında çekilmiş bir fotoğrafım var. Hangi gidişimizde ziyaret ettiğimizi hatırlamıyorum evi….

Hasta ”ben” den, mutlu ”ben”e:))

Birkaç DNS ayarı değiştirdim ama ı-ıııh benim blog Nuh diyor Peygamber demiyor. O yüzden ben de DNS ayarlarına falan takılmamaya karar verdim. Peşin peşin söyleyeyim, bazı günler sadece kumanda paneline giriş yapabiliyorum, bazı günlerde ise kapı duvar. Sizleri okumaya çalışıyorum elimden geldiğince ama yorum yazamıyorum. Bana yazdığınız yorumları da keyifle okuyorum. Ama yanlış anlamadıysam eğer,…

Blogdan geriye ne kaldı?

2011 yılı Ocak sonu itibariyle blogumu açalı bir sene oldu. Amacım içinde bulunduğum sıkıntılardan kurtulmaktı. Sıkıntılarımın ne olduğuna gelecek olursam, o konu daha da enterasandı. Efendim, etrafımdaki insanlardan sıkılmıştım ben! Hep aynı muhabbetler, hep aynı kısır döngü içinde yaşayıp gitmeyi bünyem kabul etmemeye başlamıştı. Konuştuğumuz konular hep ilişkilerle sınırlıydı ve ne konuşursak konuşalım değişen bir şey…

Hexenturm..Cadılar Kulesi

O yıllarda hayatını kaybeden cadıların isimlerinin yazılı olduğu plaket Idstein ile anlatacaklarım bitmedi henüz.Çok birşey kalmadı aslında ama yazmak istediğim son şeyi de yazmazsam içim rahat etmez.Kasabada meydana vardıktan sonra sağda yukarıya uzanan ”Hexenturm ” adında bir yapı var.Yanımızda Almanca bilen biri olmasaydı ,burayı görür ama muhtemelen ne olduğunu anlamadan gelip geçerdik yanından.Hexenturm,Cadılar Kulesi demekmiş…Benim…

Ekmek kokusu

Ekmek yapmaya çalışıp bir türlü başaramıyorum. Oysa makineyi alırken ne heves ve umutla doluydu içim. İçim demişken bu aralar pek bir domestik haller var üstümde nedense. Şu an klavyeye dokunan ellerimde bile hamur izleri! Annem yanımda şimdi, kardeşimle beraber. Dün gece burada kaldılar, sabah da işi astım. Hava ne güzeldi bugün. Diyeceğim o ki, gözleri…