Her kitabın okunacağı özel bir zaman var. IKEA’dan alınma kitaplıklarımızın içinde, çalışma masasının üstünde, salondaki köşe sehpada okunmayı bekleyen onlarca, yüzlerce kitap var. Evde bunca okunmamış kitap varken kitap almaya devam ediyorum. Bazı kitaplar sıcak yaz günlerini, bazıları ılık bir eylül sabahını, kimisi de lapa lapa kar yağan bir kış gününü bekliyor. Kimi kitapların ilk…
Kategori Arşivleri: Kendime Not
Her sene bir yaş daha yaşlanırken Kuzey’in gün be gün büyüdüğüne tanıklık ediyorum/ ediyoruz. Selçuk’un şakaklarındaki kırlar iyiden iyiye kendini belli etmeye başladı. Aynaya baktığım zaman gözlerimin kenarlarındaki kırışıklıkları görüyor ve ”Seviyorsun sen onları!” diye kendimi ikna ediyorum. ”Gülümse, bak ne kadar gençleşiyorsun bir gülümseme ile!” bu aralar tek mottom. Yaşlanmaktan korkmuyorum ama Kuzey’in nasıl…
Hafta sonu yazmaya niyet ettiğim ”Teşekkür Pazartesisi” yazısını yazamadım. Neyse ki yazamama sebebim affedilecek cinsten. Çünkü hafta sonu bahar vardı, kendimi elimde devamlı tazelediğim çayımla hayatın akışına bıraktım. Pazartesi sabah hallederim nasıl olsa dedim, olmadı. Akşamın bu saatine kadar masanın önüne, kendime ait birkaç saati harcamak için oturamadım. Yine de gün bitmiş sayılmaz. Kuzey’ciğim arkadaşlarıyla…
Bugün yürüyüş arkadaşım olarak Barry White’ı seçtim. Birkaç şarkı sonra Barry White aradığım tadı vermeyince Whitney Houston dinlemeye karar verdim. Sesinin tanıdık tınısı kulağıma ulaşınca bir otel odasında öldüğünü anımsadım. Oradan Los Angeles seyahatimize ışık hızında yol aldım. Yolun karşısında durup Pretty Woman filminin çekildiği Regent Beverly Wilshire oteline nasıl da uzun uzun bakmıştım. Sonra tuhaf bir…
Bu sabah kalktığımda içimde her şeyi yapmaya yetecek kadar güç vardı. Gece geç saatte eve geldiğimizden ev ahalisi hâlâ derin uykudaydı. Ben de sesimi çıkarmadım. Hafta içi öyle erken kalkıyoruz ki hafta sonu isteyen dilediği kadar uyusun istiyorum. Aşağıdan gelen hafif tıkırtılardan anladığım kadarıyla kahvaltı sofrası çoktan hazırdı. Ben de her zamanki gibi…
Kasımda Aşk Başkadır. Ah güzel Kasım! Sanki benden habersiz, sessizce yanımdan geçtin. Geçen cumartesi günü sabahın köründe yataktan kalktım. Bir gece önceden evdekileri örgütlemiştim. Eğer hafta sonu ağaçların yapraklarını döktükleri bir yere gitmezsek, hafta içinde bir gün ben kendim gidecektim. Sözlerim istediğim etkiyi uyandırmış olmalı ki, yataktan kalkmak zor gelse de hep birlikte evden dışarı…
Elif Batuman ve Ecinniler kitabı eşliğinde kısa bir yaz tatili… Sorento’da deniz otobüsünden indiğimizde bunaltıcı sıcak yüzüme vurmuştu. Procida’dan buraya kadar olan yolculuk boyunca sadece bir gece kaldığımız bu adayı düşündüm. Yolumu düşürdüğüm adanın üstünü tümden bir çamurla sıvamak istemiyordum ama beni o adaya sürükleyen sebepleri de düşünmeden edemiyordum. Şunu öğrenmiştim: Biri gittiği bir adadan…
Bir gün ansızın bir kitabın sayfalarında daha önce hiç bulunmadığımı bildiğim bir tren istasyonunun adına denk geldim: Estación de Francia. Carlos Ruiz Zafon’un Cennet Mahkumu kitabında yaşayan az sayıdaki karakterlerden biriydi Fermin. Kitapta hayran olmamı gerektiren başka karakterleri bir çırpıda geride bırakmış, derbeder haline rağman gönlümde taht kurmuştu. İlk kitaptan beridir çok sevdiğim yaşlı…








