Kategori Arşivleri: Yurtdışı

Aix en Provence, seni unutmam ne mümkün!

Akdeniz’in kıyısına eni konu yerleşmiş bir şehre belki de haksızlık ederek ayrılıyorum Marsilya’dan. Bana sunduğu birçok kıyağa rağmen hem de! Oturup düşündüğümde konakladığımız Mercure Oteli’nin bize sunduğu konforu es geçemeyeceğimi anlıyorum. Bir kere sonuna kadar kullanabildiğiniz ve her gün yeniden doldurulan minibar  üstüne kolayca çizgi çekilmeyecek kadar güzel bir hizmet. Bunun için beş kuruş para talep etmiyorlar…

Cebimdeki Yolculuk: Marsilya 2

MARSİLYA’DA BİR KÖŞE BAŞI: Au Vieux Clocher Kimi güzel anlar vardır; ister bir yere not edin, ister etmeyin siz yaşadığınız sürece var olmaya devam ederler. Marsilya’da aradığımı bulamasam da, gölgesi büyük bir ağacın hayali hiç çıkmıyor aklımdan. Üstelik defterimin köşelerinden birine, gölgesi paylaştığım güne dair birkaç satır düşmüşüm: Yeryüzünün hangi köşesi olursa olsun, sevdiklerin yanındaysa…

Cebimdeki Yolculuk: Marsilya 1

Marsilya’ya gideceğiz diye çıktık yola. Tabii artık çok geziyoruz ya, yolculuklara çıkarken daha rahatız. Nerde o bilmediği bir yere gitmeden önce ıncık cıncık şehrin her şeyini internetten, kitaplardan araştıran, okuyan, öğrenen Özlem? Elbette yine araştırıyorum internetten! Daha çok mutlaka görülmesi gereken yerler, yenmeden dönülmemesi gereken yemekler, ardında iz bırakmış yazar ya da sanatçılar araştırma alanımın…

Az gittim, uz gittim, dere tepe düz gittim.

Şöyle diyorum kendime: ”Kışın soğuğunda kendine verdiğin sözleri unutma! Yazı özlemle beklemiştin. Şimdi baharın yorgunluğu, yazın sıcağı derken sızlanmaya başladın yine!” Özlediğim bahar çoktan geldi geçti, yazı yaşıyoruz. Kızgınlığım özlenen günleri beklerken zamanın bu kadar ağır ilerleyip, tatil denen o tadından yenilmez meredin hemen maziye karışmasından! Tatil çoktan bitti. Üstümde hâlâ yorgun bir tembellik! Tembellik…

Angelina ve Paris’in en güzel sıcak çikolatası!

Paris’te gizli bir sıcak çikolata hikayesi: Angelina. Tarihi bir mekan. Rue de Rivoli üzerinde önünde uzun kuyrukların oluştuğu güzel mi güzel, eski mi eski bir pastane. Aslında çoğu zaman alışık olduğum kitapçıların raflarının arasında gezinirim. Bu durumun birçok iyi yanı olduğu gibi, kötü yanları da var. Rutin gezinmeler sırasında ayaklarınız sizi bilmediğiniz rafların önüne taşımaz…

Benim Paris’im- Paris’e beraber gitsek?

Benim Paris’im her gidişimde sevip okşayıp gönlünü aldığım bir şehir. Çocukluk arkadaşı gibi biraz aramızdaki hissiyat. Ne yapsa kabülüm. O yüzden Paris deyince başka bir gülüyor gözlerim. Benim Paris’im ya da başkalarının Paris’i. Bundan yaklaşık bir ay önce çok sevdiğim bir arkadaşım Paris’e gitti. Bu şehre ilk ayak basışı değildi ama yaklaşık bir senedir haftada…

Leipzig küçük bir şehir ama içi müzik dolu!

En son Leipzig Garı’nda kaldığımızı hatırlıyorum. Beni büyüleyen garı uzun uzadıya seyrettiğim daha dün gibi aklımda; zaten bu ayrıntıyı unutacağım kadar uzun bir zaman geçmedi üzerinden. Gardan çıkmadan önce ortalık yerde duran danışma ofisindeki yaşlı hanımın yanına yanaşıyorum. Avrupa kentlerinin hepsinde kolaylıkla ulaşılabilen şu harita olayının hastasıyım. Unutmadan söyleyeyim ki, bu seyahatten dönüşümde Atatürk Havalimanı’nda…

Leipzig garında bir garip yolcu…

Tren istasyonunda indiğimizde başımı hemen yörüngesinin etrafında gezdirmeye başladım. Etrafın kalabalığının nasıl da tüm dünyamı güzelleştirdiğini düşünüp, bir kez daha kendime hayretleri içimde baktım. Trene binenler, trenden inenler, beklediğine kavuşanlar, hayal kırıklığına gebe duranlar, etrafı saran mis gibi kahve kokuları, kendi etraflarında kim bilir kaçıncı turunu tamamlayan sosisler, misler gibi iştahımı kabartan vanilya kokulu donutlar……