Liverpool Tren Yolculuğu… Hayatımdaki nice tren yolculuğundan sadece biri. Nedense trenle yapılan seyahatlerin her birini kalbimde ayrı bir yere koyuyorum. Çocukluğuma, o zamanlardan kalan güzel anılara, çoktan gitmiş bir insanın kokusuna metalden yapılma bu evlerin içinde ulaşıyorum. Trenler bir çeşit yuva bana. ”Liverpool’da hava kötü olacağa benziyor!” Waverly İstasyonu’ndan kalkan trenle, Liverpol tren istasyonuna doğru…
Kategori Arşivleri: Yurtdışı
Edinburgh’da ne yenir sorusunu kime sorarsanız sorun size verecekleri cevap, ”Haggis!” olacaktır. Pek tabii, biz de Edinburgh’a kadar gitmişken Haggis’i denemeden dönmedik. ”Biz” derken, ailemizin yemek denemek konusunda açık görüşlü olan tek kişisinden bahsediyorum: Ben! Haggis’i nerede yiyeceğimizi resepsiyonda çalışan güler yüzlü kızdan öğrendik. Royal Mile üzerindeki yan yollar üstünde küçük bir restorandı gittiğimiz yer:…
Aslına bakacak olursak kale gezmekten pek haz etmeyenlerdenim. O kadar çok kale gezdim ki, artık hepsi bana aynı geliyor. Kalelerden ziyade, kalelerin içine kurulan şehirleri gezmekten hoşlanıyorum. Yüksek taş duvarlar boyunca dar sokak aralarını gezmek, bu sokakların kuytusuna yerleşmiş kafelerde soluklanmak, büyük alışveriş merkezlerinin yerleşemediği parke taşlı sokakların üstündeki küçük dükkanları varlığımla sevindirmekten keyif alıyorum….
”Şehir çok büyük ve gitmemiz gereken çok yer var, tur otobüsüne binelim, istediğimiz durakta iner sonra tekrar bineriz.” dedik. Elimde turuncu renkli bir kamera ile tur otobüsünün rüzgârla kardeş olmuş üst katında şehri kaydetmeye çalışıyordum. Sonradan kamerada çektiklerimize nedense dönüp hiç bakmadığımızı fark ettim. Kafam bir sağa bir sola doğru dönüp, kameradan ziyade kendim binaları…
Klasik bir pazar günü rehaveti içinde Edinburgh yazıma başlıyorum. Bu seyahatimiz de tüm diğer gezilerimiz gibi kişisel tarihimizde güzel bir iz bırakarak bitti. Şimdi İstanbul’un sıcak havasında serin İskoçya günlerini yad ederek günlük hayatımıza uyum sağlamaya çalışıyoruz. Edinburgh ve dillere destan Royal Mile Her gidenin diline doladığı ve söz ettiği Royal Mile’i biraz…
İskoçya Notları ortalıkta. Uzun zamandır hayalini kurduğumuz seyahate çıkıyoruz sonunda. Seyahatimize az bir zaman kaldı. Önüme defterimi açmamdan, orada burada dağınık duran notları toparlamamdan, otel-uçak çıktılarını dökmemden anlıyorum bunu. Bir de işten-güçten çok sıkıldım. Kim ne derse desin, İstanbul yoruyor insanı. Bu şehirde çalışıyor olmak zor geliyor bana. Trafiği bile başka bir kenara koydum artık!…
İlkokul öğretmenim erkekti. Sertti. O zamanlar belki de bütün öğretmenler öyleydi. Uzun boyluydu. Kara tahtanın hemen yanındaki masada oturur, tahtaya kaldırdığı öğrencilere sorular sorardı. Hatırladığım kadarıyla sinirlendiği öğrencilere tebeşir fırlattığı olmuştu. Çoğunlukla aynı öğrencileri döverdi. …ama inanın sevgiyle anıyorum kendisini. Olmadık yerlerde anısı çıkıyor karşıma. İlkokul hayatım boyunca beraber geçirdiğimiz beş yıldan çok, okula ilk…
Paris’e her gidişimde ilk defa gidiyormuşum gibi hazırlık yapıyorum. Ne zaman Paris özlemim depreşse ve göğsüme hafif bir sızı gibi otursa kitaplığımın önünde buluyorum kendimi. Paris ile ilgili bir şeyler okumaya başlıyorum. Olmadı, Woody Allen’dan ”Paris’te Geceyarısı”. Bazen şehre gidişim yaklaşmış oluyor. O zaman da yeni bir yerler keşfedebilir miyim, bilmediğim bir yerin adını duyup…








